• Sorunlar Bulamacı ve yanıltıcı yansımaları

    İstenmeyen durum” olarak tanımlanan sorun[1] ve birden fazlasının birlikteliğine (sorunlar, sorun stoku) yakın plan bakılınca, şu soru akla geliyor: Acaba, sorunlar lego parçaları gibi birbirinden ayrı olarak var olup, bir araya eklemlenseler dahi bir dış göz tarafından hala varlıkları ayrı ayrı görülebilir mi; ya da aksine, eklemlenen sorunlar artık yeni bir görünüm mü kazanırlar?

    En iyisi bir örnek üzerinde düşünmek, örneğin “işsizlik” olarak etiketlenmiş sorun. Başta işsizler olmak üzere, herhangi bir anda patronun gözüne “istihdam fazlası” olarak görüneceği endişesi içindeki yüzbinlerce “işli”yi tehdit eden sorun.

    Ya da henüz böyle bir tehlikeyle karşılaşmamış, patronunun göz bebeği durumunda, ama -mesela- Vietnam’daki birilerinin yaptığı, o gözbebeği çalışana “güvenli” istihdam sağlayan işin daha ucuz ve/ya kaliteli yapılmasını sağlayabilecek bir yenileşim (inovasyon) ya da icat nedeniyle oluşacak iş kaybı tehlikesi.

    Bütün bunlar işsizlik olarak en önemli sorunlardan birisi olarak kabul ediliyor.

    Eh bir sorun bu kadar geniş bir kitleyi etkiliyorsa, başta yerel ve merkezi idareler olmak üzere, gönüllü örgütler, meslek örgütleri, siyasi partiler, akademik dünya bu işe eğilerek gelecek tahminleri, çözümler üretmeleri beklenir. Gerçekten de aynen böyle oluyor; hatta vatandaşlar da bu çözümleme ve çözme süreçlerine katılarak kafa patlatıyorlar.

    Farz edilsin ki (farz-ı muhal) birileri çıkıp şu soruyu sorsa: İşsizlik olarak etiketlenen bu sorun acaba hangi neden(ler) ile oluşuyor? Böylece acaba bu nedenlerin, hatta o nedenlerin nedenlerinin (ve onların da nedenlerinin ilh.) üzerlerine gidilip daha kalıcı çözümler sağlanabilir mi? 

    İşsizliğe yol açan kökler bir neden-neden grafiği haline dökülebilir[2]. Kuşkusuz o köklerin köklerine ilh gidilecek olsa, aynı grafik tepesi üstte tabanı altta bir üçgene dönüşecektir.. Tepede işsizlik, tabana doğru gittikçe de ona yol açan nedenler, nedenlerin nedenleri.

    Buraya dikkat!

    Peki şimdi bir soru daha: Bu ardışık kök nedenler sadece işsizliğe mi yol açmaktadır, yoksa aralarında işsizliğin de yer aldığı başka sorunlara da mı kök oluşturuyorlar?

    Örneğin, acaba Kalabalık Kamu Kadroları ya da Yüksek Enflasyon gibi başka sorunlara da girdi olmazlar mı? Bu soru’nun cevabı -bir çözümleme yapılmadan zihinden cevaplanabilecek kadar- basittir. Her bir kök, birden fazla soruna kaynaklık eder. Bir diğer deyişle, kök sorunlar çeşitli ağırlıklarda bir araya gelip yüzlerce (belki daha da çok) sorun üretmektedir ve bunlardan birisi de işsizlik olarak etiketlenen sorundur. 

    Daha da net olarak şu söylenebilir: Tek başına, diğerlerinden bağımsız işsizlik ya da başka bir sorun artık yoktur. Ortada bir bulamaç vardır. Her bir kişinin durumundan oluşan bir “milyon yüzlü sosyal yapı”ya yansımakta; her yüz (yani kişi ve bakmakla yükümlü olduğu diğerleri) bunu kendilerine özgü bir sorun olarak algılamaktadır.  Şekilde bir küp’ün üç yüzeyine ayrı görüntüleri yansıyan bir cisim[3] görülüyor. Örneğin bu cisim bir “bulamaç” ise, bazı kişiler için Güzel, bazıları için Eh, bazıları için de Beter olarak algılanıyor; halbuki cisim neyse o.

    Gerçekten de işsizlik bazı kişiler için Beter iken, bazıları için ancak “başkalarında olduğu için rahatsız olunan” bir sorundur, bazıları ise böyle bir sorun olmadığını (G) iddia edebilirler. Çoğu sorun için durum benzerdir.

    Bu yazının amacı işsizlik ya da bir başka sorunun gerçekte var olup olmadığını tartışmak değil, bir “bulamaç”ın tüm sorunların yapı taşlarını[4] barındırdığını, ve her soruna duyarlı kesimlerde ona uygun görüntüler ürettiğini göstermektir.

    O halde tartışılması gereken nedir?

    Bu basit akıl yürütmeden çıkarılabilecek sonuç, esas tartışılması ve üzerine gidilmesi gerekenin, küpün ortasındaki bulamacın küçültülmesi, böylece çeşitli yüzeylerdeki görüntülerinin giderek daha “katlanılabilir” düzeylere indirilmesidir.

    Stok ya da bulamaç; kimin işine yarar, bizim sorunlarımızı çözmeye ne yararı var?

    Anlaşılamadığı ve/ya yanlış anlaşıldığı için çözülemeyen sorunlar, değer ihtiyacı içinde olan herkesin işine yarar. 

    • Bir sokağın güvenliğinin sağlanamaması sorunu, “koruma kollama amacıyla haraç isteyen mafyatik örgütün” işine yarar.
    • Din kurumunun iyi ahlakı tesis amacıyla var olduğunun idrak edilemeyip öte dünya için yatırım amacıyla kullanımı sorunu, “buradan oy devşirmek isteyen siyaset esnafının” işine yarar.
    • Çözemeyip gideren büyüyen stok haline getirdiğimiz toplum sorunları, “halkının daha müreffeh yaşaması için, kendi ürettiği değerlere başka toplumlardan değer aktarmak (transfer) isteyen ülke yöneticilerinin” işine yarar.

    Bu olumsuzlukların aksine, bulamaç yaklaşımı şu olumlu amaçlar için de işe yarar:

    • Sorunların “birbirinden bağımsız müdahalelerle çözülebileceği, bunun için onları önceliklendirme gerektiği ve önce küçük ölçekli uygulamalarla çözülebileceğinin gösterilip toplumda güven oluşturulması” varsayımının niçin olamayacağının kanıtlanmasına; böylece enerjilerin boşa harcanmamasını sağlamaya yarar.
    • Sorun Bulamacı daha yakından incelendiğinde, üzerinde bazı yoğuşma noktaları bulunduğu görülecektir. O noktalar, çeşitli sorunları besleyen sinir uçları gibidir ve toplumun dikkatinden uzak noktalardır. Dikkat çekmeyişlerinin nedeni ise soyut olmaları nedeniyledir.

    Örneğin, “gözetici bencilliğin yıkıcı bencilliğe dönüşmesinin önlenmesi”, “toplumda kavram birliğinin sağlanması”, “değer üretmenin önceliği”, “rasyonel (nedensel) ve kritik (eleştirel) düşünme”, “anlamkıran sözcüklere dayalı iletişim yerine değer iletişimi”, “toplumsal atomizasyonun önlenmesi”,  “kuşku (skeptik anlamında) sahibi olup, eleme (eleştiri = krisis) sürecinden geçirmediği şeylere inanmamak” gibi az sayıda yoğunlaşma noktaları ise sorun bulamacının iyileştirilmesine müdahale edilebilecek noktalar olarak işe yarar.

    • Ayrıca, bu yolla bulamaç ortamının iyileştirilebilmesi için kamu otoritesinin birincil rol oynayamayacağı, çünkü esas rolün pasif halde (öğrenilmiş çaresizlik içinde) kurtarıcıların gelip kendilerini kurtarmasını bekleyen kitlelerce oynanacağı fark edilebilir.

    Bu yığınların eline verilebilecek Sosyal Tohum aracıyla[5] yüzbinlerce kişi çevrelerinde olumlu değişimler yaratabilirler. Bu yolla bir yandan da “edinmek amacıyla peşinde oldukları kimliklerin” dini veya etnik kümelenmelerle değil, bizzat değer yaratan, değişim yaratabilen birey kimliklerinin ümmet ya da etnik kimliklerden çok daha değerli olduğunu fark edeceklerdir.

    • En önemli yarar ise, ilgisiz gibi görünebilen sorunlar arasındaki olası yakınlıklardır. Örneğin “tarım sorunları” ile mesela “kadın sorunları” ya da “beka sorunu” arasında, çok sayıda ortak kök-sorun olacağı neredeyse kesindir.
    • Bununla beraber, kritik kök-sorun toplanma noktaları (müdahale noktaları) ne yazık ki üzerine gidildiğinde tüm ilgili kök-sorunlarda derhal ve aynı derecede iyileştirici etki yaratamaz. Çünkü sorunlar bulamacının her durum içindeki bileşimi (kompozisyonu) aynı değildir. Bir kök-sorundaki iyileşme bazı yansıma alanlarında çok bazılarında daha az etki gösterecektir.  Her kök-sorun da ona yol açan kök-kök sorunlar yoluyla başkalarıyla bağlantılı olduğu için, bir yansıma alanında (mesela işsizlik) bir iyileşme elde edebilmek için birden fazla alanda çalışmak gerekir. 

    Bu ise dış gözlerce “dağınıklık” ya da “ilgisiz alanlarda çabalamak” olarak görünebilir. Halbuki bunların üzerine gidilmeden, en küçük bir konuda dahi iyileşme sağlanabilemez.  Çünkü her sorun hücresinin dokusunda bu önemsenmeyen önemliler (kritik müdahale noktaları) kontrolü ellerinde tutarlar.

    Zaman içinde onlarca farklı kaynaktan, sorunların ayrık (discrete) olduklarını duyup okudukça, bunların hakikaten sınırları çizilmiş birbirileriyle bağlantısı olmayan -ve daha da kötüsü, sadece o soruna özgü yollarla (çözüm deniliyor) yok edilebilir- olgular olduğu gibi bir ezber oluşmuş durumdadır. 

    Artık, hiçbir sorun’un tek başına var olmadığını[6]; hipotetik olarak tam sorunsuz bir ortamda dahi, istenmeyen bir durumun (sorun) ortaya çıkmasına yol açabilecek bir ‘şey’ vuku bulduğunda, birçok alanda değişik ölçülerde etkileri (sorun 1, sorun 2, …., sorun n) olacağına, o alanlarla ilgili kişilerin de o etkileri ayrı birer sorun olarak tanımlayabilecekleri fark edilebilmelidir..

    Bu durumda “sorun çözmek” denildiğinde, moda deyimle bir çeşit virüs filiation araştırması şeklinde, ilk etkinin izinin sürülmesi ve o etkinin ya yok edilmesi ya da bu mümkün olamıyorsa en azından etkisinin azaltılmasına çalışmak gerekiyor.

    Tabii ki bu -eğer ilk bulaşı sonrası derhal müdahale edilemiyorsa- pösteki saymak gibi bir çalışmayı gerektiriyor. Ayrıca da ilk ya da ilkler’e erişip onları yok ettiğinizde, bu iyileşmenin “bulaş yolunun tersine bir rota izleyerek” şimdi ve burada’ya erişmesi zaman alıyor. Bu da insanların sabırlarını ve güvenlerini azaltabiliyor.

    Mesele burada da bitmiyor; Bulaş yolunun tersine rotadan ilerlemesi beklenen ‘iyileşme’yi yol boyunca durdurabilecek etkiler var. Bunların başında, her sorundan beslenen, sorunları birer değer transferi fırsatı (‘Allahın lütfu’ da deniliyor 😊) olarak gören kişi ve/ya kurumlar ekmek kapılarının kapanmasına engel olmak üzere harekete geçiyorlar. Bu durumda, müdahale geciktikçe, iyileşmenin ‘şimdi ve burada’ya varma olasılığı da azalmaya başlıyor. İşte bu nedenle, hiç öyle gerilere gitmeden, ortadaki sorunu bir vuruşla çözebilecek -balyoz misali- çözüm arayışları doğuyor.

    Sanki bir doğa yasası gibi, böylesi bir arayış varsa -ne denli absürt olursa olsun- derhal onu sunabilecek kişi ve/ya kurumlar da ortaya çıkmaya başlıyor. Arz ve talebin böylece buluşmasından doğan sonuç, kaçınılmaz olarak hayal kırıklıkları ve ‘onarıcı açıklamalar’ (çözüm doğruydu ama bla bla). Çeşitli sorunları doğrudan (yani balyoz, balta vs ile) çözmeye soyunmuş ve önerdikleri çözümlere aklı yatanlardan topladıkları büyük kaynaklara sahip onlarca STK’nın yanında, filyasyon önerenlerin romantik olarak nitelenmesi kaçınılmaz görünüyor.

    Bütün bunlar; (a) çıkılması gereken yolun ne denli eylem araştırması olması gerektiği, (b) Yetkin akıl üretimi’nin ne denli yaşamsal olduğu (c) Sosyal Tohumlama yaklaşımının ne denli önemli olduğu gibi sonuçlar ortaya koyuyor. 

    Buna göre, Türkiye (ve kaçınılmaz olarak Dünya) için bir şey yapmak isteyenler öncelikle iki şeyi öğrenmek zorundalar: Birincisi, “bir şey yapmak isteyenlerin, önce bir şey yapmamayı öğrenmeleri gerektiği[7]”; diğeri ise  “canlı ve cansız her ne varsa bütün bunların ancak bir arada var olabilecekleri -Bağlantılı Bütünlüğe dayalı- yeni bir Adil Yaşam tasarlayıp şimdi ve burada uygulamaya başlamamız gerektiği

    22 Ağustos 2021


    [1] Bkz. https://www.wikiwand.com/tr/Sorun

    [2] Bkz. http://tinaztitiz.com/issizlik_nedenleri/

    [3] Bkz. http://tinaztitiz.com/geb/

    [4] Bkz. Yapı Taşları  https://ggle.io/3f2y

    [5] Bkz. http://www.SosyalTohumlama.com

    [6] Bu konuda Prof. Türker Kılıç’ın Bağlantısal Bütünsellik yaklaşımı, öğrenilmesi -ve diğerinin çöpe atılması- gereken paradigmayı anlatıyor.

    [7] Bkz. http://tinaztitiz.com/2012/05/25/birseyyapmak-isteyenler-once-birsey-yapmamayi-bilmeli/