• “Göz atmak” ve “anlayarak okumak” arasındaki ahlâkî fark!

    Yazının 22 dak’lık bir podcast’i için lütfen tıklayınız.

    Hemen baştan belirtilmesi gerekir ki “anlayarak okuma” da dahil tüm okumalar “göz atarak” başlar. Başlıktaki “ahlâkî” vurgusu ise anlayarak okunması gereken bir metnin –zamansızlık, zatencilik, önem vermeyiş vb nedenlerle– miş gibi yaparak okunmayıp, ama olası bir sınanmadan da sıyrılabilme üstünkörülüğünün ayırt edilebilmesi içindir.

    Miş gibiciliğe yol açan başka -belki de önemli- bir neden de “anlayarak okuma”nın tanımındaki olası belirsizliktir.

    “Anlayarak” ne demek?

    Wikipedia anlama terimini şöyle tanımlıyor[1]: “Anlama, bir kişi, durum veya mesaj gibi soyut ya da fiziksel bir nesneyle ilgili, kişinin kavramları kullanarak o nesneyi modelleyebildiği bir bilişsel süreçtir. Anlama, bilen kişi ile anlaşılan nesne arasındaki bir ilişkidir. Anlama, akıllı davranışları desteklemeye yetecek düzeyde, bir bilgi nesnesine ilişkin yetenek ve eğilimleri içerir.

    Bu tanımın kritik bölümü son cümlesidir. Eğer, anlama işi sonuçta akıllı davranışları destekleyebilecek yetenek ve eğilimler içeriyor ise gerçekleşmiş sayılır. O halde okuma eyleminden beklenen, davranışları destekleyecek nitelikte olup olmadığı; daha da açıkçası, nihai amaç olan davranışa (yani eyleme) katkısı olup olmadığıdır. O halde bu katkının göz atarak mı başka bir yolla mı yapıldığı pek de önemli değildir. Nitekim, fotografik okuma becerisi geliştirmiş kişilerin ∼10,000 kelime/dak’lık hıza ancak “çok hızlı göz atma” yoluyla okuyabilmeleri de bunu doğruluyor.

    Fakat, anlayarak okuma’nın tanımına cevap ararken, bu defa da okuma yoluyla “davranış destekleyebilecek katkı”nın nasıl sağlanabileceği” sorusu ve bunun ahlâk ile ilgisine gelindi.

    Beyin, yeni bir bilgiyi mevcut nöron ağlarına (şemalar veya semantik ağlara) bağlayarak anlamlandırır; bağlantı kurulamazsa, bilgi hipokampus gibi yapılarla kaydedilir ancak tam “anlama” oluşmaz[2].” 

    Bu açıklama, çoğu göz atılan, hattâ okunanların niçin anlaşılamadığını anlatıyor. Okunan metindeki kavramlara karşılık gelen bilgiler yok ise kaç defa tekrar edilse de okuma eylemi gerçekleşemez.

    İyi de ne yapalım da anlayalım?

    Bu bilindik sorunla karşılaşanlar, vakti az unvanı iri kişilerin karmaşık raporları kolay anlayabilmeleri amacıyla Yönetici Özeti denilen bir yöntem icat etmişler; böylece yeni kavramlara en az başvurup daha çok sonuçlara ağırlık veren bir rapor türü ortaya çıkmıştır.

    Kendisine sunulacaklar için Yönetici Özeti hazırlayabilecek ast kadrolara ya da YZ imkânlarına sahip olmayanlar için ne yapılacağı ise -kolayca anlaşılabileceği gibi- bellidir: Okuma eylemi sırasında rastlayacakları sözcük ya da kavramlar içinden bilmediklerini öğrenecek ve öylece okumayı sürdüreceklerdir. Tabii ki bu süreç -yeni kavram sayısı kadar- geri dönüşlere yol açacaktır.

    Ahlâk bu sürecin neresinde?

    Burada sözü edilen ahlâk (iş etiği), kişisel ve kurumsal davranış standartları açısındandır. Bu yazının başlarında kullanılan “miş gibicilik” tutumuna başvurmadan yapılacak, kısmen de yorucu -ama çok öğretici- “her yeni kavram için geri dönüşler”e razı olabilmek iş etiğinin altın kuralı’dır denilebilir.

    Gerek ana akım gerekse sosyal medya, bu altın kurala aldırmadan, ülkenin bekâ sorunlarını tartışıyor, önerilerde bulunuyor ya da önerilen alternatiflerden yana ya da karşıt durum sergileyenler dolu.

    Okunacaklar” açısından iş etiği ne diyor?

    Buraya kadar konunun hep okuyucu tarafına bakıldı. Ya “okunacakları” yazanlar ne olacak? 

    Benzer sorunlar bu kesimde de varsa da, en azından miş gibicilik açısından daha az etik dışı tutum görünüyor. Bu kesimdeki  yaygın tutum ise kanıtsız iddialar ya da belirsiz amaçlara yönelik göreve çağırmalar belirtilebilir.

     Sonuçta her iki kesim de el birliğiyle tek amaca hizmet ediyorlar: İçtenlikli çabaların sonuç vermemesi. 

    Eğer bir gün “toplumsal ahlâk ilkeleri” konusunda duyarlıklar gelişme olasılığı doğarsa, başlangıç noktası miş gibicilik olabilir (mi?)

    4 Nisan 2026

    [1] Bkz. https://en.wikipedia.org/wiki/Understanding 

    [2] Bkz. https://www.perplexity.ai/search/8782d296-4912-4785-a2a4-8241edf2da78 

  • Bilmek, anlamak ve bilim merkezleri…

    Sorulara yanıtlar ararken öncelikle, zihinsel enerjimizin yanıtlarla ilgisiz alanlara kayabileceği yolları kapamalıyız. Enerji yutucu yolların başında, “bir şey hakkında bilgili olmanın, o şeyi anlamak demek olduğu yaygın anlayışı” geliyor.

    Bir şey hakkında bilgili olmak, o şeyin tarihçesi, terminolojisi, yararları, kullanımında dikkat edilecekler, diğer şeylerden farkları, çeşitli kültürlerdeki durumları, o şeyle ilgili sorunlar, çözümleri, toplum kesimlerinin o şey hakkındaki kanaatleri, kanaatlerin doğru ve eğri yanları ve birçok konuda bilgi sahibi olmak olarak anlaşılması adêt olmuştur.

    O şeyi anlamak ise, bütün başka şeylerle ilişkilerinin anlaşılabilmesine yarayacak kritik soruları sorabilmektir. O şey böylece, bütün içinde doğru yerine oturtulmuş olabilecektir. Bu “doğru yerine yerleşme” haline “anlama” diyebiliriz. Bu durumda, anlaşılan şey ve diğer şeyler bir “bütünleşik doğru” (uni-verse) oluşturacaktır.

    Bilgi üretmek ve anlamak iki farklı ve yararlı iştir. Bir şey hakkında toplumu bilgilendirmek, duyarlık veya şaşkınlık yaratmak isteyenler, kendisinden bilgi talep edilen danışman ve mentorlar ve bunlar gibi çok sayıda kişi ve kurum bilgi üretir ve paylaşırlar. Bunlar yararlı işlevlerdir.

    O şey üzerinde bilgi üretimini taşıyacak olan omurgayı kuracak olanların işlevi ise farklıdır. Onlar bilgileri de kullanırlar, ama işlevleri yukarıda tanımlanan bağlamda “anlamak”tır. Böylece birinci işlev için bir temel oluştururlar. Dolayısıyla bu da yararlı bir işlevdir. İki ayrı işlev arasındaki ilişki, ikincisi olmaksızın birincinin anlam taşımadığı, hattâ giderek anlamayı güçleştirdiğidir.

    Kişilerin kendilerine, «nelerin cevaplarını aramaları gerektiği» doğal merakını sürekli olarak hissedip bu yolda çaba harcamaları, bilimden asıl beklentidir.

    Onları uzun yaşam mücadelelerinden galip çıkaran “doğal merak ve onun sonucunda doğan öğrenme arzusu” bilimsel gelişmeyi sağlamıştır. Bunu özendirenler gelişmişler, caydıranlar geri kalmışlardır.

    Buna göre:

    1. Toplumumuzda merak ve uzantısı olan öğrenmeye yatkınlık hangi nedenlerle zayıftır?
    2. Bunlar nasıl ortadan kaldırılabilir?
    3. Bilim Merkezi (BM) organizasyonları nasıl rol oynamalıdırlar?
    4. BM’nin yaygınlaşması için toplumsal destek yetersiz olduğuna göre, ilk hareket nasıl oluşturulabilir?

    İpuçları:

    1. Sorunlar bir süre sonra “kendisinin nedeni“ni oluştururlar. Bu sorunlardan başlıcası “tek doğrululuk”tur. Merak edip sormayı gereksiz kılan bu salgının eğitim sistemlerimizdeki izdüşümü “ezber”, aile ve kurumlarımızda “otoriter yönetim”, siyasette ise “lider sultası”dır.
      Öneri-1: (….mi?) ve (…dir.) üzerine iletişim kampanyalarıyla (…dir.)in başladığı yerde sorunların, (…mi?)nin başladığı yerde ise çözümlerin başladığının işlenmesi. [1]
      Öneri-2: Eğitimden kuşkusuzluğun ayıklanması için eylem planı (EP).
      Öneri-3: Kurum kültürlerinden otokratik pratiklerin ayıklanması için EP yapılarak yöneticilerde, “otokrasi çaresizliğin dışavurumudur” anlayışının uyarılması için EP.
      Öneri-4: Siyasetteki lider sultasının liderlerden değil, lider kararlarından kuşkulanmayanlardan kaynaklandığının işlenmesi için EP.
      Öneri-5: Her türlü ifadenin, “veriler”, “gözlemler”, “varsayımlar”, “çıkarımlar”, “öneriler” biçiminde dile getirilmesi için EP.[2] 
    2. Bu gerçeklerin farkında olanların bir ağ oluşturması için EP.
    3. BM yönetimlerinin, nelerin yapılmaması gerektiği konusunda kuvvetli bir etkileşim içinde bulunması için EP.
    4. BM kaynaklarının birer “katalitik para” [2] olduğu bilinci için EP.
    5. Değişimler vizyoner liderlerce gerçekleştiriliyor. Cumhurbaşkanımıza, büyük sıçramayı gerçekleştirebilecek olan (…dir/…mi?) devriminin, başta eğitim kurumları olmak üzere tüm kurumlarımızda gerçekleştirilmesi direktifini vermesinin beklendiği anlatılmalıdır.

    21 Aralık 2003

    [1] https://www.tinaztitiz.com/yazi.php?id=180

    [2] https://tinaztitiz.com/?p=3444