• “Karşılıksız Lâf” ya da “Somut Karşılıklı Söz” Temelli Alanlar

    Birey ya da toplum yaşamımızda istatistiklerin önemli bir yeri var. Farkında olmadan çoğu kararları bu yolla alıyoruz; böylece istatistikler yaşamlarımızın doğal parçalarından biri haline geliyor.

    Bu tür kararları bazen başkalarıyla da paylaşıyor, geçerlikleri konusunda onları ikna etmeye çalışıyoruz. İkna amacıyla kullandığımız araçlar çeşitli: Çevremizde “sözü dinlenir” olarak ünlenmişsek sözümüz tek başına ikna aracı olabiliyor. Bu nadir özellik oluşmamışsa sesimiz, beden dilimiz, örnek olaylara ait bilgimizle; bunlar işe yaramayacak gibiyse şeref, namus, din, ahlȃk gibi daha soyut alan araçlar; daha da olmazsa en etkili iknȃ silâhı olan “yalan”a başvurulabiliyor.

    İknȃ’ya en çok gerek duyulan alanların başında (iktidarı-muhalefeti, yereli-geneli, TBMM içi-dışı) siyaset geliyor. Genelleştirmeye gitmeden, Türkiye’deki siyaset alanında en çok, hattȃ daima kullanılan iknȃ aracının “yerine getirilmediği takdirde somut bir karşılığı olan söz değil, herhangi bir yaptırımı olmayan, kanıtı sadece söyleyene duyulabilecek güvenle sınırlı olan lâf[1]” olduğu söylenebilir.

    Gerek siyasete giriş, gerekse seçimlere katılım amacıyla olsun, bu çeşitliliğin söz ya da lâf yoluyla seçmen kitlesini iknâ etmeye çalıştığı konu, kampanya giderlerinin karşılanması için gereken finansmanın dürüst yollardan karşılandığıdır. Bugüne kadarki siyasal pratik, en çok kullanılan yolun, iknâ amacıyla verilen sözlerin lâf’tan öteye geçemeyen, somut bir karşılığı bulunmayan ifadeler olduğu; en çok başvurulan argümanın da “vatan-millet -sevgisi” olduğudur. Bunu sorgulamaya, vatanı-milleti ya da meselâ Nevşehir halkına olan hizmet aşkını sorgulamaya, bu aşkın bir somut göstergesini görmek istediğini söylemeye kalkan birisi çıkarsa o da elbirliğiyle “sen benim sevgimi sorgulayamazsın” gibi iknâ edici bir karşılıkla topluca -gerekirse fiilen- susturulur.

    İlginç olan diğer bir nokta da defalarca tekrarlanmış bu senaryo karşısında seçmenin de bir karşılık gösterilmeden kendisine söylenenleri kabullenmeleri; sonrasında bu karşılıksızlığın farkına vardıklarındaki anlaşılmaz yakınmalarıdır.

    Kolayca tahmin edilebileceği gibi bu “karşılıksız çek” olayına benzer olgu siyasetle sınırlı değildir[2]. En az iki önemli alanda daha aynı olgu geçerlidir.

    Bu alanlardan birisi Atatürk sevgisidir. Atatürk sevgisini somut bir karşılık göstererek ifade edenler mutlaka varsa da nadir olduğunu söylemek abartı sayılmamalıdır[3].

    Diğer alan da din’dir. En küçük dini eleştiriye şiddetle karşı çıkan yurttaşımız[4], şu soruyu sormamaktadır:

    “Kul” sözcüğünün İslâmi terminolojide “Allahın yarattığı her şey” olarak tanımlanmasına ve de “kul hakkı” kavramının neredeyse İslâmın tek maksimi olmaya değer nitelenmesine rağmen; ayrıca İslam dışında hiçbir dinde insan ve dışındaki tüm canlı ve cansızları bir bütün olarak hak sahibi gören başka bir din olmadığına göre, Müslüman halkların bu aymazlığının (kul hakkı kavramını bir maksim olarak benimsemeyişleri) nasıl açıklanabilir?

    Somut karşılık peşinde olmak yerine, ağız kalabalığı ile yetinmenin bir kültür haline gelmişliği daha somut örneklenebilir mi?[5]

    İyi de N’apalım?

    İsteklerinizi, düşüncelerinizi gürültülerden[6] (lâf) arındırıp somut karşılıklandırınız. Bir şeyi seviyor ve uğrunda bir şeylere katlanabileceğinizi düşünüyorsanız ilk yapılması gerekenin, o şey uğruna karşılıksız sözler yerine “başarısızlık halinde rehin vermeye razı olabileceğiniz” karşılıklar gösterilmesi gerektiğini kabûl ediniz.

    12 Ocak 2026


    [1] Bkz. Söz ve lâf arasındaki fark: https://medium.com/@yalcinkirecci/sözledi̇ği̇n-söz-mü-lâf-mi-2903d483e714

    [2] Kozsuz Meydan Okuma da “karşılıksızlık örneği” bir kavramdır. https://tinyurl.com/mtsy967p

    [3] Bkz. “Telgrafı Atatürk gibi kullanmak”, https://tinaztitiz.com/telgrafi-ataturk-gibi-kullanmak/

    [4] Bkz. “Gerçek İslâm Bu Değil…”, https://tinaztitiz.com/gercek-islam-diye-diye/

    [5] Bkz. Bir soruya Perplexity.ai cevabı: https://www.perplexity.ai/search/e8188ed0-d390-41fe-849e-48457bb4ec0f

    [6] En genel anlamda gürültü, işe yarar bilginin (teknik deyimle sinyal) içine karışarak anlaşılmasını zorlaştıran bilgidir. Sinyal ve gürültünün ikisinin de bilgi olması akıl karıştırıcı gelebilir. Bu nedenle bir örnekle açıklamak anlamayı kolaylaştırabilir: Bir müzik parçası ile aynı iletim ortamında bulunan bir konferans konuşması ikisi de bilgidir. Amaç müzik dinlemek ise konferans konuşması -ne kadar değerli bir konuşma olsa da- gürültü sayılır. Bunun tersi de doğrudur: Amaç konferans dinlemek ise bir virtüöz’ün performansı gürültüdür.