• Gedankenexperiment (Düşünce Deneyi)

    A.Einstein’ın değeri herkes için ayrı olabilir. Şimdilerde daha derinden anlamaya başladığım kadarıyla, benim için değerli sayılma nedenlerinin başında başlıktaki Almanca sözcük ile anlatılan düşünme yöntemini ustaca kullanması geliyor. 

    Yöntem hakkında biraz genel bilgi..

    <<Einstein’in ayırt edici özelliklerinden biri gerçekten de sistematik “zihinsel deney” (Gedankenexperiment) kullanabilmesidir; hem tarihçiler hem de fizik felsefecileri bunu özgün taraflarının başına yazar.  Zihinsel deney ise günümüzde hem bilim tarihi/felsefesi hem de psikoloji ve karar verme literatüründe bir düşünme tekniği olarak ayrıntılı biçimde incelenmiş durumdadır.

    Einstein ve zihinsel deney

    • Einstein, 16 yaşındayken “ışık huzmesini yakalamaya çalışsam ne görürdüm?” sorusuyla ünlü ışık demeti düşünce deneyini kurgulayıp özel görelilik yolunda ilk adımlarını atmıştır.
    • Daha sonra tren–peron–şimşek, serbest düşen ya da ivmelenen asansör gibi senaryoları kullanarak eşzamanlılık ve kütleçekim–ivme eşdeğerliği gibi kavramları kavramsal olarak netleştirmiştir.
    • Bilim tarihi çalışmalarında “Einstein’ın en belirleyici niteliklerinden biri karmaşık fikirleri zihninde canlandırılmış gerçek hayat sahneleriyle kavramlaştırabilmesiydi” diye özellikle vurgulanır.

    Bu yüzden, “özel olarak ayırt edici bir özelliği zihinsel deney kurma yeteneğiydi” demek, literatürle uyumlu bir genellemedir.

    Zihinsel deney bir düşünme tekniği mi?

    • “Gedankenexperiment / thought experiment” kavramının kökeni 19. yüzyıl Almanca geleneğe uzanır ve hem felsefe hem bilimde resmi bir yöntem sınıfı olarak tanımlanır.
    • Genel tanım: Gerçek bir deney yapmadan, yalnızca hayali bir senaryoda değişkenleri oynatarak bir hipotezin sonuçlarını mantıksal olarak sınama, sezgileri test etme ve teoriyi netleştirme sürecidir.

    Dolayısıyla, sadece Einstein’e özgü bir “kişisel numara” değil, sistematik bir akıl yürütme tekniği olarak ele alınır.

    Bilim felsefesinde incelemeler

    • Stanford Encyclopedia of Philosophy gibi temel kaynaklarda “thought experiment” başlığı, zihinsel deneylerin ne olduğu, hangi tür akıl yürütme sağladığı, nasıl bilgi ürettiği gibi soruları ayrıntılı biçimde tartışır.
    • Felsefeciler, “sadece hayal edilen bir senaryonun gerçekten yeni bilgi sağlayıp sağlamayacağı” ve zihinsel deneylerin sezgiye mi, teorik arka plana mı dayandığı gibi metodolojik problemleri analiz eder.

    Bu tartışmalar, zihinsel deneyi açıkça bir “düşünme yöntemi” ve “argüman kurma aracı” olarak ele alır.

    Psikoloji ve yaratıcı problem çözmede kullanımı

    • Zihinsel deneyler, karar verme ve problem çözme literatüründe “hipotetik senaryolar üzerinden sonuçları akıl yürütmeyle araştırma” biçiminde tanımlanır ve özellikle fiziksel, etik ya da ekonomik olarak yapılamayan deneyler için temel araçlardan kabul edilir.
    • Çağdaş yaratıcılık ve “Einstein gibi düşünme” temalı çalışmalar, Einstein’ın zihinsel deney kullanımını genel yaratıcı düşünme teknikleri (senaryo varyasyonu, kısıtları değiştirerek oynama, uç durumları düşünme) için model olarak sunar.

    Pratikte “Einstein tarzı” zihinsel deney nasıl görünür?

    Kısa ve basitleştirilmiş bir şema olarak:

    1. Durumu yalınlaştırma: Konuyu mümkün olan en az unsura indir. (Örn. sadece ışık, gözlemci, saat.)
    2. Hipotetik sahne kurma: Gerçekte yapamayacağın bir deneyi hayal et (ışık huzmesini kovalamak, ivmelenen kapalı oda vb.).
    3. Kuralları sabitleme: Geçerli olduğunu kabul ettiğin temel ilkeleri (örneğin ışık hızının sabitliği) zihinsel sahneye uygula.
    4. Tutarsızlık veya sürpriz arama: Senaryoda nerede çelişki, paradoks, sezgiye aykırılık çıktığına bak.
    5. Kavramı yeniden tanımlama: Gözlediğin çelişkiye göre tanım veya varsayımı değiştir (örneğin zaman ve eşzamanlılığı yeniden düşünmek).

    Bu anlamda, Einstein’in yaptığı şey hem tarihsel olarak özgün bir kullanım örneği, hem de bugün kuramsal bilim, felsefe ve karar verme alanlarında sistematik bir düşünme tekniği olarak öğretilen “zihinsel deney” yönteminin güçlü bir prototipidir.

    Kaynak: https://www.perplexity.ai/search/b5629c14-7f6b-4e1e-870d-33543ab89fd7>> 

    Zihinsel Deney”ciler (ZD) ve geri kalanlar..

    Tabii ki dünya salt ZD’cilerden ibaret değil. Çok büyük bir çoğunluk da başka yöntemlerle düşünüyor. Hattâ o çoğunluk içinde müthiş buluşlara imza atan bilim insanları da var. Onlar muhtemelen -en azından Einstein kadar gerçeğe erişme kabiliyeti yüksek- ZD yapmıyorlar; ama meselâ fiziki modellerle çalışıyorlar. Tabii ki fiziki modeller ile çalışmanın da ciddi kısıtları olsa da yine de büyük keşif ve icatlar yapabiliyorlar.

    Gelelim sıradan insanlar dünyasına..

    Sıradan insanlar dünyası da çok katmanlı. Sadece yaşamını sürdürme mücadelesi verenler gibi kalabalık bir çoğunluk ile, yaşam ihtiyaçlarını daha kolay giderebilen, geri kalanını da insanlar ve/ya canlı-cansızlardan oluşan büyük bütün’ün sorunlarıyla başa çıkmaya uğraşan nispeten daha küçük bir azınlık.

    Onlar nasıl düşünüyor?

    Yağız Kaan Erdoğmuş adlı henüz 14 yaşında bir genç satranççımız, dünya şampiyonu Gukesh Dommaraju ile berabere kalarak büyük bir başarı kazandı. Burada soru şu: belli ki Yağız Kaan’ın zihninde kurduğu model, peşpeşe bir dizi hamleyi “zihin gözüyle” görebilmesini sağlarken, -örneğin- benim zihin gözüm sadece satranç tahtasını imgeleyebiliyor ve geri kalan olasılıkları ancak bir süperpozisyon olarak hayal edebiliyorum.

    Olayları çok boyutlu modelleyebilen Yağız Kaan ya da meselâ Yağız gibi modelleme yeteneğine sahip bir YZ modeli ile benim, örneğin Türkiye’nin içinde bulunduğu kaotik sorun ortamına birlikte kafa yormamız halinde nasıl bir uyuşum ya da uyuşmazlık doğacaktır?

    Yağız’ın modeli, gedankenexperiment modelinde belirtildiği gibi “durumu yalınlaştırmak: Konuyu mümkün olan en az unsura indirmek” gibi sadece modelin omurgası ile ilgilenir ve bunlarla bir jonglör gibi oynarken, ben bu karmaşık durum içindeki yüzlerce engele -haklı olarak- takılıp, Yağız’ın yoğunlaştığı omurgaya “kör” kalacağım; Yağız’ın düşüncelerinin niçin olamayacağını -hem de mantıklı olarak- açıklayacağım.  

    Bir örnek de Einstein’dan: Tren–peron ve şimşek..

    Bir tren, peron ve her iki uca düşen şimşekleri kullandığı deneyde, trende ve peronda bulunan gözlemcilerin aynı olayların “eşzamanlı” olup olmadığı konusunda farklı karar vereceğini göstererek eşzamanlılığın görece olduğunu vurguladığı” zihinsel deney özel görelilik kuramının temellerini atmıştır. 

    Aynı deneyde benim itirazlarım, “tren ve perondaki gözlemciler arasındaki iletişimin olaylarla senkronize olmayabileceği”, “iki yıldırım’ın aynı anda düştüğünü ölçmenin imkânsızlığı”, “doğru bir ölçme için çok çok çok uzun bir tren gerektiği, bunun güçlüğü” gibi onlarca konu olurdu. Bu düşünme biçimi farklılığının birkaç nedeni olabilir: Birisi herkesin parmak izi kadar özgün olabilecek “düşünme izi” farklılığı iken, kanımca en önemlisi A.Einstein’in bu deneye başvurma nedeni (amaç) çok net iken, benim amacımın sadece “tuhaf görünümlü bir senaryonun olmazlarını bulmak”tan ibaret olmasıdır.

    31 Aralık 2025

  • Gri İcra Gücü

    Toplum sorunlarını anlamaya, çözümler üretmeye hattâ bu çözümleri uygulamayı düşünenlerin sıkça yakındıkları bir konu, icra gücüne sahip olmayışlarıdır. Açıkça vurgulanmasa da bu şikâyetlerin dayandığı bir varsayım, “icra gücü ya vardır ya yoktur; hükümet sistemi icra yetkisini bütünüyle elinde bulundurur”. Yani ya siyah (var) ya da beyaz (yok)!

    Hemen tüm siyah-beyaz skalasında ifade edilegelen kavramlarda olduğu gibi icra gücü de gri renktedir. Siyaha ya da beyaza yakın çeşitli gri tonlar içeren bir palet.

    Bir muhtar, yetkili olduğu mahalleye taşınan bir kişiye “ikametgâh belgesi” verirken, doğrudan -beyaza kaçan grilikte- bir icra gücü kullanır. O mahalledeki bir arsaya kat izni veren belediye başkanı ise biraz koyuca gri renkli yine bir icra gücü kullanmaktadır. Böyle ilerleyerek filânca ülkeye savaş ilânı da TBMM’nin kullandığı siyah renkli bir icra gücüdür.

    Siyah-beyaz paletine böyle bakıldığında hükümet ve TBMM’nin kullanabildiği salt siyah icra güçlerinin dışında ve -çeşitli tonlarda- geniş bir gri icra alanı mevcuttur.

    Buna göre, icra gücü eksikliğinden yakınanlar eğer bir yerlere savaş ilânı gibi niyetleri yoksa, kendileriyle benzer siyasi görüşlere sahip Gri İcra Gücü (GİG) sahiplerine erişimi deneyebilirler.

    Bu deneme imkânının büyük bir rahatlama yaratamayacağını hemen belirtmekte yarar var. Fakat önemli bir kapı açtığı da kesindir. Çünkü, icra gücünü S-B ölçeğinde değerlendirmeye alışmış insanımız, ortaya çıkan GİG alanındaki lâbirent benzeri yapının yaratabileceği güçlükleri baştan tahmin edemeyebilir. Buna inanmayanlar, oturdukları ilçenin meselâ belediye başkanına erişmeye  (hattâ doğrudan şahsına erişebilecek bir ePosta yollamaya) “kalkışarak” sonuçlarını bizzat deneyimleyebilirler.

    GİG’e erişim

    Bir sorunun çözümü bağlamında öneri iletmek ya da bir uyarıda bulunmak amacıyla GİG sahibi bir kişiye erişebilmedeki güçlükleri aşabilmek için öncelikle o güçlüklerin niçin doğduğunu anlamak gerekir. Bu metnin yazarı ve onun tanıdıklarının bu konudaki deneyimlerine göre, erişim güçlüklerinin bir nedeni GİG sahibinin zaman bütçesinin kısıtlı oluşudur. Yüzlerce kişinin çeşitli niyetlerle -ki bazılarının mevzuat dışı olma ihtimali yüksektir- zaman talebi baskısı ciddi ve makûl bir kısıttır.

    Erişimi güçleştiren esas neden ise farklıdır. OECD’nin ‘80li yıllarda yerel yöneticiler için hazırladığı ve her biri ayrı uzmanlık alanı olan yönetim kitapçıklarının önsöz bölümündeki bir ifade, söz konusu “esas neden”i açıklıyor. Cümle aşağı yukarı şöyleydi: “Seçimle iş başına gelen yöneticiler, seçildikleri günün ertesinde, o görev için sahip olmaları gereken tüm niteliklere Tanrı tarafından sahip kılınırlarsa da biz bu otomatik sürece yardımcı olmak için bu yayın dizisini hazırladık.”

    Kısaca “bize akıl mı öğreteceksin?” anlamındaki bu engelin aşılması için yer, zaman ve zemin koşulları dikkate alınarak önlemler geliştirilmesi gerektiği açıktır.

    Buraya kadar değinilen GİG sahipleri herkesin aşina olduğu resmî icra gücü basamaklandırmasına göredir. Bir de gayrıresmî hiyerarşi vardır ki hem labirentleri daha az hem de etkililiği daha yüksektir. Ama tek sakıncası işlerliği garantili olmayışı, bu kanaldan haberdar olan herkesin kullanabilir olmayışıdır.

    Dilimize bir deyim olarak sıkıca yerleşmiş etkili sorun çözme araçlarından birisi olan “adamını bulmak” (ya da bulamıyor iseniz “madam’ını bulmak”) işte bu kanalın dilimizdeki adıdır ve bir çeşit “yaşam becerisi kit’i (survival kit)” kadar olmazsa olmazdır.

    Bu yüksek etkili çözüm aracı olan kişiler nadirdir ve bir özellikleri nedeniyle tüm kapıları açabilirler. O özellik, ilişkide bulunduğu kişilerde -fikir satmaya çalışan kişilerin aksine-  en küçük bir rekabet duygusu yaratmayışları, aksine neredeyse hücresel bir çekim (afinite) denilebilecek kadar karşılarındakilere yakın hissettirmeleridir. Aslında sessiz olarak “siz kim olmamı istiyorsanız ben oyum” mesajı yayan bu tür kişiler tüm büyük örgütlerin (holdingler, devlet kurumları vbg) ihtiyacı olan kişilerdir. 

    Böylece aşılması mümkün olabilecek engellerden sonra, satılmak istenilen çözüm ipuçlarının son olarak da “biz onu zaten biliyoruz” ve/ya “bu koşullarda mümkün değil” engelleri üzerinden aşırılmasıyla mutlu sona erişilmesi ihtimali doğmuş olacaktır.

    19 Aralık 2025 (Rev1, 21.12.25)

  • Ters Eğimli Duvara Tırmanmak ve Çözüm Arayanlar

    TV spor kanallarını izleyenler başlıkta anlatılan  ve fotoğrafta görülen sahneleri hemen hatırlayacaklardır.

    Amacım, bu spor dalındaki ters eğimli duvar ve tırmanıcıyı, Türkiye’nin içinde bulunduğu kriz ortamı ve buna çözüm arayanları benzeştirerek kimi çıkarımlar yapmak.

    TV de izlerken dahi insanın avuçlarını terleten, ama yine de güvenlik halatı nedeniyle tırmanıcının yaşamsal tehlikede olmadığını bilme rahatlığı maalesef benzetmenin tek uymayan yanı. Bugüne kadar resmi tırmanma yarışlarında yaralanma veya ölüm olmuş mudur bilemem ama, Türkiye sorunlarına çözüm arayanlar için  -eğer bulunamaz ise- aynı rahatlık olamayabilir.

    Benzetmede normal değil de ters eğimli duvar seçilmesi anlatıya heyecan katmak için değil, gerçek durumun içerdiği “açmaz” (birbirine zıt çözümler) kilidi ile benzerliği anlatmak içindir.  Tırmanıcı (çözüm arayışçılar), içinde bulunduğu durumdan yine dengede olabileceği bir duruma ve böyle devam ederek en tepelere kadar gidebilir. Ama ne yazık ki içinde bulunduğu durum ile yenisinin, düşme riski yaratmadan eklenmesi gerekir ki işte bu mümkün değildir. Ters eğim ve yerçekimi ikilisi küçük bir geçiş anının dahi kullanıp tırmanıcıyı alaşağı eder.

    Duvarın fazladan güçlükleri varsa (aynen Türkiye sorunları gibi) bu defa iki veya daha fazla tırmanıcının (çözüm girişimcileri) bir takım halinde tırmanmalarını gerektirir ki, bunun  birbirlerine yardım amacını taşıdığı bellidir. Bu yardım bazen akıl vererek, bazen güvenliğini sağlayarak olabilir.

    Türkiye sorunlarının çözüm girişimlerinde,  -örneklerini yıllardır gördüğümüz gibi- krizin çeşitli yüzünü oluşturan sorunlar tek tek çözülebilir ama aynı anda çözülmeye kalkınca birbirine zıt çözümler nedeniyle kriz daha da derinleşir. Ve derinleştikçe “değer transferi” peşinde olan iç ve dış aktörler, tırmanma duvarının eğimini biraz daha (ters yönde) artırırlar.

    Bu uzunca benzetme, tırmanıcılardan beklenen birkaç olmazsa olmaz özelliği hatırlatmak içindi:

    Yaşamlarımız genellikle düz yollarda yürüyerek, zaman zaman da normal (ters olmayan) eğimli duvarlara çıkarak (merdiven ve asansör kullanarak) geçiyor. Buna alışkınız. Fakat bu defa durum farklı, alışık olduğumuz yöntemle çıkılamıyor. Merdiven vs de yok. Ayrıca ters eğimli duvar deneyimimiz de yok. O halde bu durumda tırmanıcılardan bazı ek özellikler beklemek gibi bir zorunluk doğuyor:

    1. Tırmanıcıların idareli kullanmaları gereken kaynakların başında “zaman” öğesi geliyor. Tutundukları yerde güç kullanarak durdukları için zaman yeni bir anlam kazanıyor. Buna “değerli zaman” denilebilir. Değerli Zaman’ın -hem kendi hem de paydaş tırmanıcı için- ayırt edici iki özelliği:
      1. Amaç birlikte veya tek olarak hedefe erişmektir. Ya kendi ya paydaşı ya da ikisi birlikte hedefe varmalıdır. Bu amaçlara hizmet etmeyen her şey “gürültü”den ibarettir. Tek başına hareket ancak başarısından tam emin olunan bir tırmanma stratejisi altında kabul edilebilir.
      2. Her saniye değerlidir. Sohbet, genel geçer öneri vb amaçla kullanılamaz. Mutlaka değer iletişimi amacıyla kullanılmalıdır.
    2. En kısa görünüşlü rota her zaman “mümkün rota” olmayabilir. Bu durumda daha uzun ve çok küçük çentiklere (crimp denirmiş) tutunup birkaç santim hareket etmek, bir sonraki hamleleri kolaylaştırabilir. Bu süreçte terki gereken paradigma “şimdi ve burada” hedefe ulaşma arzusudur. Tırmanıcılar, bu çentikleri görebilme ve paydaşını oraya sevk etmekle yükümlüdür.
    3. Her yarışmanın seyircileri gibi tırmanma yarışının da seyircileri vardır. Seyircilerin tezahüratı, tırmanmaya katkısı olmadığı gibi tırmanıcıların gönül güçlerini de azaltır. Ama yine de bütün seyirciler içinde işe yarar bir şey söyleyen birileri olabilir. İyi tırmanıcılar gürültü içindeki bu sinyalleri ayırt edebilirler.

    İyi tırmanış dileklerimle.

    3 Aralık 2025