Yeni”dil”lere ihtiyacımız var, hemen!

“Resim” gereksinimi nereden çıkmıştır? Bu soruya pekala “yazı bilinmediği için” şeklinde yanıt verilebilir. Ama herhalde kök-neden, “ifade etmek” olsa gerektir. Kendini, bir olayı ya da herhangi bir şeyi ifade etmek isteyen her canlı bir takım sembollerle bu önemli ihtiyacı gideriyor.

Resim tüm zenginliğine karşın standart sembolleri olmadığı, her resim her bir kişiye farklı mesajlar iletebildiği için yazı icat olmuştur.

İ.Ö. 3500 yıllarında Sümer uygarlığında icat edildiği bilinen yazı, ifade etme işlevini büyük ölçüde yerine getirmesine karşın önemli birkaç eksiklik taşıyor. Bunlardan birisi üzerine yazıldığı iki boyutlu ortamları (taş, papirüs, kağıt ya da bilgisayar ekranı) tek boyutlu (satırlar) olarak kullanmasıdır. Sinekten yağ çıkarmaya meraklı insan ne hikmetse iki boyutlu ortamları hep tek boyutlu olarak kullanagelmiştir. (Alternatif bir kullanım için Bkz. http://tinyurl.com/9qezv69).

Yazı’nın ikinci ve daha büyük eksikliği çözümlemeye (tahlil, analiz) pek uygun olmayışıdır. Daha da kötüsü, çözümlenmek istenilen durum karmaşıklaştıkça yazı daha da işe yaramaz hale gelmektedir. Belirsizlikler, bilinmezlikler, çok taraflı etkileşimler içeren ve bu nedenle de ancak olasılıklarla ifade edilebilen durumlarda yazı tamamen yetersiz hale gelmektedir.

İnsanlık bu gibi durumlar için bir çıkış yolu bulmuş, “durum kategorilerine göre özel dil” yaklaşımını icat etmiştir. Kanımca bu, medeniyetin başlangıcı sayılan yazının icadından daha da önemli bir buluştur.

Birkaç örnek “özel dil”..

  • Bir örgütteki birimler ve kişiler arasındaki ilişkileri ifade için kullanılan örgüt şemaları en basit dillerden birisidir.
  • Maddeler arasındaki tepkimeleri ifade etmek için kullanılan kimya formüllerindeki sembol ve kurallar,
  • Sabit ve değişkenler arasındaki ilişkileri ifade için kullanılan matematik, sembol ve kuralları. En karmaşık ilişkileri bile ifade edebilen bu özel dilin en önemli sorunu, karmaşık sorun ifadelerinin ancak uzmanlarca yazılıp okunabilmesidir.
  • Bu sakıncanın giderilebilmesi için daha sıradan uzmanların kullanabileceği arakesit dilleri geliştirilmiştir. Karmaşık durumları matematik modellere çevirebilen arakesit dilleri (örn. Q-GERT, SimKit, SIMUL8 gibi benzetim dilleri) yaygınlıkla kullanılmaktadır.
  • Birbirleriyle öncelik-sonralık ilişkisi içinde bulunan işlerin sıralanması hemen tüm sanayi dallarının gereksinimidir.
  • İnşaat veya tesisat yapan yükleniciler, tesis işleten yöneticiler, araştırma kuruluşları ve daha yüzlerce kişi ve kuruluş karmaşık ilişkili işleri sıralamak, bu sıralamaya göre uygulamak ve bir yandan da izlemek isterler. Bunun için icat edilen çubuk diyagram, CPM, PERT, GERT gibi teknikler tam anlamıyla birer dildirler. Aynen yazılarda kullanılan harf ve noktalama işareti sembollerinde olduğu gibi bu dillerin de standart sembolleri ve bu sembollerin kullanım kuralları vardır.
  • Karmaşık durumlar hakkında kaba -ama bir bakışta- kavrama sağlayabilecek dillere örnek ise Rich Pictures veya Mind Mapping dilleridir.
  • Bir olayın nelere yol açabileceğini göstermek için kullanılan Spray Diagrams.
  • Bir olaya nelerin yol açtığını göstermek için kullanılan Ishikawa Diagrams (Kılçık Diyagramları),
  • Çeşitli olaylar arasındaki durağan ilişkileri açıklamak için kullanılan neden-sonuç diyagramları,

Bunlar, çeşitli karmaşıklıktaki “durum”ları değişik düzeylerde “kavramak” amacıyla geliştirilmiş çok sayıdaki özel dile sadece birkaç örnektir. Tabii ki bu “kavrama” ihtiyacı tek başına bir gereksinim olmayıp hemen ardından “durumu değiştirmek” esas amacı gelmektedir.

Bundan bize ne?

Doğu ve Güneydoğu’da uzun yıllardır “bir şeyler” oluyor. Bu bir “durum”dur ve karmaşık bir durumdur. Bilinen parçaları, bilinmeyen parçaları, belirsiz parçaları, zaman içinde sabit ve zaman boyunca değişen, ekonomik, psikolojik vd parçaları vardır. Ayrıca parçalar arasında da etkileşim bulunmaktadır. Kısacası durumu zor ifade edebilecek her ne varsa mevcuttur.

İşte sorun da burada başlıyor.

Her “karmaşık durum”un bir ortak yanı, gerek çözümleme gerekse çözüm aşamalarında mutlaka ortak akla ihtiyaç oluşudur. Bunun için ön-koşul ise o durumun herkesçe aynı şekilde anlaşılabilmesini sağlayabilecek şekilde ifade edilmiş olmasıdır.

Bu gereklilik bizi ister istemez bir “duruma özgü dil” ihtiyacına götürmektedir. Yukarıda birkaç örneği verilmiş duruma özel diller içinde Doğu ve Güneydoğu olaylarını doğru ifade etmeye yarayanlar -en azından modüller- vardır.

Halbuki, içinde bulunduğumuz durumda kullanılmakta bulunan başlıca iki grup dil bu “doğru ifade etme” ihtiyacına maalesef cevap vermemektedir. Bu gruplardan biri sokaktaki insanın dilidir. Sağdan soldan duyduklarını birleştirerek hemen sempati ve nefret bileşikleri yaratan insanların sempati ve nefretleri Allahtan ki dağınıktır. Aksi halde küçük bir çaba ile -örneğin bir TV kameramanının, bir tekmenin sadece ikinci yarısını göstermesiyle- bir ülkeye savaş açabilecek durumlara gelinebilir (bakınız şekil 1-a, İsviçre maçı).

Bu “sokaktaki insan”ların bir bölümü sokakta, bir bölümü ise daha yüksek rakımlı yerlerdedir.

Durumu ifadede kullanılmakta bulunulan ikinci grup kişi ve kullandıkları diller işe yarardır ama standart sembol ve kurallar çevresinde oluşmadığı için kişi sayısı kadar ayrı ifade biçimi ortaya çıkmakta, aranılan ortak akıl bir türlü oluşmamaktadır.

Kısacası son gelinen durumda neler olup bittiğinin çözümlenmesi gündelik konuşma ve yazışma dilleri ile ifade edilememekte, dolayısıyla da çözüm geliştirmek söz konusu olamamaktadır.

İhtiyaç olan ve olmayan!

İhtiyaç bellidir: Bu karmaşık durumu, anlaşılabilir şekilde kağıt üzerinde ifade edebilecek ve sonra da buradan çıkarabilecek çözümlerin uygulanmasına temel yaratacak olan sembolleri ve kuralları belli bir “duruma özel dil”.

İhtiyaç olmayan, olmadığı gibi kesinlikle bulunmaması gereken ise, bu durumu ifade etmeye yeterli olmayan dil(ler)i kullanarak çözümleme yapmaya kalkmak ve daha da kötüsü bunlara dayalı çözümler geliştirip uygulamak ya da en azından önermektir.

Son İsviçre maçları, durumları anlamaya ve ifade etmeye yeterli olmayan diller kullanıldığında neler olabileceğini göstermesi açısından ulusumuzun başına gelebilecek en hayırlı olay sayılmak gerekir.

Bu iş kimin işidir?

Kuşkusuz ki bu özel dil geliştirme işi topluma ihale edilerek içinden çıkılabilecek bir iş olamaz. Demokrasi, doğru ifade edilmiş durumlar hakkında seçenekler yaratma ve seçme rejimidir, ama bu ifade dilini geliştirecek olan onun ihtisas kurumlarıdır.

Günümüz Türkiyesinde böylesine karmaşık bir dilin sembollerini ve kurallarını geliştirebilecek hiç olmazsa birkaç kurum -ya da onların birkaç birimi- olması gerekir. Birkaç üniversitemiz, birkaç sivil toplum kuruluşumuz, askeri ve sivil bürokrasi uzmanları içinden seçilecek bir çalışma grubu Türkiyenin bu varlık sürdürme projesinde görevlendirilebilir.

Manhattan projesi -sonuçları hayırlı olmasa da- böyle seçme bir ekip tarafından yürütülmüş ve ikinci sınıf bir ülkeyi birdenbire dünya lideri yapıvermiştir. ASAM -mesela- böyle bir örgütlemeyi yapamaz mı?

Bir şey bir kere olmuşsa ikinci defa olmaması için bir neden var mıdır?

Kasım 19, 2005

One Comment

  1. Merhaba Tınaz bey,

    İki boyutlu yazım ortamını iki boyutlu kullanan buluşunuzun yazılı ve konuşma dilimizde daha hızlı ve net iletişim kurmamızı sağlayabileceğini düşünüyorum::

    En az ayrıntılı ana metin ve diğer sütunlar: 1.düzey ayrıntı, 2.düzey ayrıntı,… şeklindeki ifade ediş biçiminiz, anlatmak istediğimiz konuya hakimiyetimizi sağlayabilecektir.

    En az ayrıntı içeren 1.sütun yukarıdan aşağıya konuyu karşıdakine hızla aktarabilmektedir. Diğer sütunlara,, ayrıntıları merak ettikçe yandan zik zak çizmek okuyucunun isteğine bırakılmaktadır. Bu da hızlı okuma ve zaman kazancı da sağlayabilmektedir.

    Buluşunuzun tanıtılması ve kullanılmasını gönülden dilerim.

    Saygılarımla,

    A.Şükran Demiralp

Leave A Reply Cevabı iptal et