•  KiGeP için bir mektup..

    Perşembe, 15 Ağustos 2002

    Değerli dostlarım,

    Bu kişisel mektubu, aşağıda açıklayacağım konu ile Türkiye’nin sorunlar yumağının sıkı ilişkisini doğru takdir edebilecek, sonra da gereklerini yapabilecek kişilere hitaben yazıyorum.

    Oldukça uzun bir süreden-1994’den- bu yana, Ezbersiz Eğitim adı altında haberdar olduğunuzu tahmin ettiğim proje üzerinde, BEYAZ NOKTA® VAKFI şapkasıyla çalışıyorum.

    Ezbersiz Eğitim başlangıçta yalnızca, eğitim hayatımıza -birkaç yüzyıldan beri- musallat olmuş olan ve “büyük olarak nitelediği kişi ve kurumların öğretilerini sorgulamadan benimsemek” hastalığı ile mücadeleyi, bu hastalığın dondurduğu “merakı ve onun doğal uzantısı olan sorgulamayı” tekrar canlandırmayı amaçlamış bir proje idi.

    Kısa bir süre içinde hastalığın sadece bu “aklı dışlayıp kalben benimseme [1] ” ile sınırlı olmadığı, eğitim sürecinin her yanını -bir tümörün metastazları gibi- sardığı ortaya çıktı.

    Bu noktadan itibaren de Ezbersiz Eğitim projesi -adını yine koruyarak-, müfredat tasarımından sınav sistemine, kendi kendine öğrenmeden akreditasyon sistemine kadar öğeleri içeren bütünleşik bir hale kavuştu. Bunun, bugünkü eğitim sisteminin gerçekçi bir alternatifi olduğunu söyleyebilirim.

    Muhtemelen tahmin edebileceğiniz gibi, böyle bir sistemin karşısındaki direnç sistem dışından değil, o sistemi tasarlayan, yöneten, uygulayan ve hattâ kısmen de olsa bizzat o sistemden zarar görenlerden (öğrenciler ve velileri) geliyor.

    Bu gözleme dayanarak bizler de Ezbersiz Eğitim projesinin ya hep ya hiçşeklinde savunulmasını terkedip, yerine, zamanına, hedef kitlesinin durumuna göre uygun olan parçalarının [2] yerleşmesi yönünde çaba harcamaya başladık.

    İşte, bu mektubumda size sözünü edeceğim parça, bu modüllerden bir tanesidir ve Türkiye’mizin bugün geldiği noktada kritik bir önem taşımaktadır. Bu, öğretme yerine öğrenme ya da kamuoyuna sunulacak adı ile Kişisel Gelişim Platformu modülüdür.

    Gerek okul kurumu, gerekse onun dışındaki yaşam çevreleri, çocuk ve gençlerimizin doğuştan sahip oldukları bazı yeteneklerinin donmasına sebep oluyor. Donan bu yetenekler, yaşamın güçlükleriyle bizzat mücadele etmek, kalıtsal miras olarak sahip olduğu yetenekleri bu yolda harekete geçirebilmek kabiliyetleridir.

    Bu doğal yeteneklerin başında da “öğrenme” gelmektedir. Öyle bir “öğrenme” ki, yaşamının her saniyesindeki her durumdan -iyi ya da kötü- ders almak ve bu yolla ana programı olan yaşamını sürdürme (survival) programına sadık kalmak.

    Bu ana program, “ihtiyaçlarının karşılanması senin değil çevrendekilerin sorumluluğudur; sen sadece isteyebilir ya da şikâyet edebilirsin; zaten istesen de bir şey yapamazsın” mesajlarıyla donmaktadır.

    Aslında bu donma da, onun olağanüstü öğrenme yeteneğinin bir sonucudur. Çevresindeki, güven duyması gerektiği öğretilen kişi ve kurumların bu örtülü mesajlarını -ki açık mesajlar tam tersine olsa dahi- süratle almakta ve ana programını ona göre değiştirmektedir.

    Bazı küçük sorumluluklar taşıyabileceği ilk çocukluk yıllarından itibaren, ihtiyaçlarıçevresindekilerce karşılanmış -ya da karşılanması gerektiği telkin edilmiş- olan çocuk, hayata atılması gereken yıllara geldiğinde iş bulmayı da kendi dışındakilerin bir sorumluluğu olarak
    görmektedir. Çocuk ve gençlerimiz genelde:

    ·      çevrelerinin hangi uzaklıklara kadar uzandığını anlamaya çalışmak,

    ·      o çevrelerin iş iklimlerini incelemek,

    ·      o iklimlerin gerektirdiği bilgi-beceri-tutum-davranışların neler olduklarını incelemek,

    ·      onları kazanmaları gerektiğini idrak etmek,

    ·      arzuları ve gerçeklerin her zaman bağdaşmayabileceğini anlamak

    gibi yükümlülüklerini üstlenmek yerine sadece istemekte ve de şikâyet etmektedirler. Buna “öğrenilmiş çaresizlik” de denilebilir.

    İşte Kişisel Gelişim Platformu (kısaca KiGeP) olarak adlandırılan program, gençlerin çevrelerine bir sanal duvar gibi örülmüş bulunan bu çaresizliği yıkarak, yaradılışlarının onlara vermiş olduğu doğal yeteneklerin harekete geçmesine imkân
    yaratmayı amaçlamaktadır.

    Söz konusu platform, bir dizi parçadan oluşuyor. Şöyle ki:

    1.    
    Aşağıdaki modüllerden oluşan, 2 tam günlük bir seminer:

    1.1.        Modül 1 – Kişilerde farkındalık yaratmaya ve içlerindeki potansiyelleri harekete geçirmeye yardımcı olabilecek 10 adet sunum ve sunumlar üzerinde tartışmalar:

    1.1.1.          Sunum 1 – KiGeP genel tanıtımı

    1.1.2.          Sunum 2 – Platformun neler kazandırabileceğinin açıklaması

    1.1.3.          Sunum 3 – Kişinin, kontrolunu, kader rüzgârlarından kendi ellerine alabileceği

    1.1.4.          Sunum 4 – Olumluluğun başlı başına bir güç olduğu

    1.1.5.          Sunum 5 – Tüm yaşamın sadece öğrenmeden ibaret olduğu

    1.1.6.          Sunum 6 – Zihinsel zincirlerimizin düşünce ve eylemlerimizi nasıl sınırladığı

    1.1.7.          Sunum 7 – Doğru sorulacak soruların aslında aranılan yanıtlar olduğu

    1.1.8.          Sunum 8 – Çevremizin öğrenme imkânlarıyla dolu olduğu

    1.1.9.          Sunum 9 – Aslında her sonucu bizim tercih ettiğimiz

    1.1.10.       Sunum 10- Amaçlarımızı gerçekleştirmek üzere bir Bireysel Öğrenme Plânının nasıl hazırlanabileceği

    1.2.        Modül 2 – Kişilerin, çevrelerindeki duvarların sınırlarını farketmelerine yardımcı olabilecek bazı testler:

    1.2.1.          Öğrenme stili testi (görsel, işitsel, dokunsal-kinestetik stillerin ağırlıkları)

    1.2.2.          Çoklu zekâ profili (MI) (matematik-lojik, görsel, sözel, kinestetik, içe dönük, ilişkiye dönük, müzik, doğa, felsefe zekâlarının ağırlıkları)

    1.2.3.            Girişimcilik özellikleri

    1.2.4.           ADD (Attention Deficit Disorder) (Dikkat Dağınıklığı) sorununun düzeyi

    1.2.5.          Zaman kullanımı konusundaki varsayımlarının doğruluğu

    1.3.        Modül 3 – Modül 1 ve 2’yi kullanarak, kişilerin kendileri için belirleyecekleri:

           İş bulma,

           Bir mal ve/ya hizmet üretimi yapıp onu satmaya dayalı olarak kendi hesabına çalışma,

           Bir ek gelir yaratabilecek bir faaliyeti organize etme yolunda belirleyecekleri hedeflerini gerçekleştirmek üzere birer Bireysel Öğrenme Plânı hazırlamaları

    2.    Bilgi kaynaklarının adreslerini, internet erişimini sağlayan bilgisayarları, bazı referans dokümanlarını, mentor adreslerini, daha önce KiGeP’ten yararlanmış olanlarla ilişki kurabilmek için onların iletişim bilgilerini, görsel ve işitsel öğrenme malzemelerini izleyebilecek donanımı ve benzer malzemeyi içeren bir Öğrenme Kaynakları Merkezi.

    3.    Benzer öğrenme amaçları bulunan kişilerin oluşturdukları Öğrenme Çemberleri (Learning Circles) oluşturulması,

    4.    KiGeP katılımcılarına mentorluk yapmayı kabul eden kişilerden oluşan bir Mentor Grubu,

    5.    KiGeP katılımcılarının yararlanabileceği imkânlar için yapılmış anlaşmalar. Örneğin:

    5.1.        Düzenleyeceği eğitim faaliyetlerinden KiGeP katılımcılarının belirli bir kontenjanla yararlanmasına izin veren kurumlarla yapılan anlaşmalar,

    5.2.        Bilgi kaynaklarından (basılı, görsel, işitsel, elektronik, web) yararlandırmayı kabul eden kurumlarla yapılan anlaşmalar,

    5.3.        Mesaisinin tamamından yararlanılmayan uzman personeli bulunan kurumlarla yapılan “uzman personel yararlandırma” anlaşmaları,

    5.4.        Fiziki imkânlarından (konferans salonu, toplantı salonu, sosyal tesisler, kütüphane vbg) yararlandırmayı kabul eden kurumlarla yapılan anlaşmalar,

    5.5.        İstihdam ihtiyaçlarından KiGeP katılımcılarını öncelikli olarak yararlandırmayı kabul eden kurumlarla yapılan anlaşmalar,

    5.6.        Özel belge havuzundan yararlandırmayı kabul eden kişilerle yapılan anlaşmalar.

    Şu ana kadar, bu platformun yukarıda sayılan parçaları hazırlandı ve 2 grup gençle de test edildi. Her ikisinden de oldukça iyi sonuçlar alındı.

    Ayrıca, bu platformları Türkiye’nin herhangi bir yerinde oluşturabilecek az sayıda da kolaylaştırıcı (moderatör) yetiştirildi. Şimdi sıra, bu platformların çoğaltılmasına geldi. Bunu 2 şekilde yapmayı düşünüyoruz:

    1. Yetiştirdiğimiz moderatörler aracılığıyla oluşturulacak yeni platformlar,
    2. Bu know-how’ı kullanmak isteyen gönüllü, akademik ve/ya ticari kuruluşlar ile birer İmtiyaz Anlaşması (franchising) yaparak.

    Gördüğünüz gibi Türkiye’deki eğitimli gençlerin işsizliği ile başa çıkabilecek bir proje sessiz sedasız hayata geçiyor. Üstelik, her yöremizde mevcut olduğunu bildiğimiz önder kişi veya kuruluşlara, projeyi kendi yörelerinde -ve de kendi özgün imkân ve ihtiyaçlarına uygun olarak- tekrarlama olanağını da sunarak..

    Bu projenin, yukarıdaki yolların ikisini de kullanarak yaygınlaştırılması için maddi desteğe ihtiyacımız var. Toplumumuz, sorunlarına çare olabileceğine inandığı projelere dişinden tırnağından kesip destek oluyor. Bütün mesele, bu sorunlara gerçekten çare olabilecek projeler üretebilmekte.

    Bu desteğin harekete geçirilebilmesi için reklâm kanallarını kontrol edebilecek maddi ya da bir tür öz-güce sahip değiliz. Bunu ancak sizler aracılığıyla yapabiliriz.

    Şimdi sizlerden isteğim, bu “gerçekçi” projeyi sahiplenmenizdir. Bu deyimle, bu konuda bir yazı yazmanın ya da programınızda bahsetmenin ötesini kastediyorum. Çünkü gördüğünüz gibi, projeyi bir vakfın projesi olarak değil, isteyen her kuruluşun -özüne sadık kalarak- alıp uygulayabileceği halde sunuyoruz. Dolayısıyla, kamuoyunun harekete geçmesinin güçlüğünü en iyi bilen kişiler olarak sizden projeyi sahiplenmenizi bunun için istiyorum.

    Göstereceğinize inandığım desteğiniz için şimdiden teşekkür ediyorum.

    M.Tınaz Titiz

    15 Ağustos 2002

    [1] Kalben benimseme = yürektenlik (Türkçe) = by heart (İng.) = par coeur (Fr.), ezber (Fars.)

    [2] Ezbersiz Eğitim projesinin modülleri şunlardır: Ezbersizlik, öğretme yerine öğrenme, senaryo temellilik, gelişkin Türkçe, derin algılamaya dayalı yabancı dil, gözetimsiz sınav (onur sistemi), doğrulama (akreditasyon sistemi).

  • Kendini değiştirme iradesi yetersizliği ve bir yaklaşım

    Sorun nedir?

    Bir alışkanlığını değiştirmek ya da yeni bir alışkanlık edinmekte sorunlarla karşılaşmamış kişi sayısı herhalde çok azdır. Halbuki kolayca görülebilir ki mevcut yaşam alanının sınırlarını zorlayıp genişletmek ve bu yolla yeni refah ve/ya mutluluk ürünlerine erişmek isteyen herkes kimi alışkanlıklarından vazgeçmek, kimilerini de edinmek gibi bir durumla karşılaşır.

    Üniversiteyi bitirip iş bulamayan kişi, eğitimi sırasında öğrendiklerinin yetmediğini, ekonomik yaşamın kendisinden o güne kadar pek önem vermediği bir dizi bilgi, beceri, tutum ve davranışı beklediğini bir şokla görür. Ama onları kazanması için bir dizi alışkanlığını değiştirmesi ve bir o kadarını da edinmesi gerektiğini görür ve mesele gelir Kendini Değiştirme İradesi -KeDİ diyelim- yetmezliğine dayanır.

    Aşırı kilolarından kurtulmak, sigara veya alkolden uzaklaşmak ya da o güne kadar pek önemsemedikleri ölçüde kişilerarası ilişkilerini geliştirmek isteyen kişilerin karşılaştıkları sorunlar da benzerdir.

    İşin ilginç yanı, iş yaşamına uyum göstermek, zayıflamak ya da sigara bırakmak isteyenlerin hemen hepsi de bunların teknik olarak “nasıl” yapılması gerektiğini gayet iyi bilmektedirler. Kitle iletişim araçları, ticari eğitim kuruluşları ya da insanların kendi aralarında oluşturdukları kulak okulları bu teknik araçlar hakkında sürekli bilgi iletirler. Bunların bir bölümü hurafe türünde de olsa büyük bölümü doğrudur.

    Kilo vermek isteyenlerin egzersiz yapmaları, yüksek kalorili yiyeceklerden uzak durmaları, öğün atlatmamaları ve de bunları yapmadıkları takdirde kendilerini bekleyen riskler bu kişilerce tam tamına bilinmektedir. Sigara içenler, bırakmak için önce pasif içme ortamlarından uzaklaşmaları gerektiğini, bunu yapmazlarsa gelecekte karşılaşabilecekleri hastalıkların neler olabileceğinin neredeyse bir uzman hekim kadar farkındadırlar. En azından bir bölümü böyledir.

    Kişisel ilişkilerini geliştirmek isteyenlerin sorunları da benzerdir. Tanıdıkları hakkında daha ayrıntılı bilgiler edinmek, bunları bir şekilde bir veri tabanında tutmak, sık aralıklarla güncellemek, yeni tanıdıklar edinmek için uygun ortamlarda bulunmak, o ortamların normlarını öğrenip asgari ölçülerde uymak gerektiğini bilen -ya da bir şekilde öğrenen- gençler, bunları uygulamaya sıra geldiğinde yine aynı engele çarparlar: Kendini Değiştirme İradesi yetmezliği!..KeDİ.

    İşte bütün bu kişiler bu yüksek bilinç düzeylerine rağmen alışkanlıklarından vazgeçememekte ya da yenilerini edinememektedirler.

    KeDİ yetmezliğinin yapısı..

    Alışık olduğumuz siyah-beyaz mantık düzenimiz herşeyi iki uçlu olarak gösterir. Bir şey ya iyi ya da kötüdür, soğuk ya da sıcaktır, uzun ya da kısadır. Bir kişideki KeDi ya vardır ya yoktur vs.

    Gerçek ise böyle değildir. Siyahla beyaz arasında sonsuz gri tonlar, soğukla sıcak arasında sonsuz ılık dereceler, uzunla kısa arasında sonsuz orta’lar vardır. Benzer şekilde kişilerin KeDi de tam ile hiç arasında sonsuz tonlara ayrılmıştır, bu bir.

    İkincisi, KeDİ yetmezliği bir bütün değildir. Ortada, kişinin fizik ve psişik benliği ile irtibatlı bir çekirdek ile onun çevresinde sıralanmış, çekirdekle bir bütünmüş gibi görünen, ama dikkatli incelendiğinde çekirdek ile bağlantıları çok daha zayıf parçalardan ibaret bileşik bir yetmezlik söz konusudur.

    Çekirdek nedir, çevresinde neler vardır?

    KeDİ yetmezliğinin çekirdeği, ne şekilde oluştuğu bu yazının konusu açısından önem taşımayan fiziki ve/ya psişik “alışkanlık(lar)”dır ve doğrudan -yani çevresindekilerden ayırıp yalıtmadan- değiştirilmesi gerçekten de pek kolay olmayabilmektedir.

    Sigara içen kişi için kandaki nikotin düzeyi “alışkanlık”ın fiziki parçasını, sıkıntı ve sevinçlerini paylaşma arzusu ise psişik parçasını oluşturur. Bunların çevresinde yer alan kimi parçalar ise şunlar olabilir:

    • pasif içme ortamlarında bulunma,
    • sigara ikramlaşması,
    • otlanma tabir edilen kültürel kod,
    • spor yapmama,
    • kaderini tamamen kendi dışındaki dünyaya bıraktıran, bir çeşit uyanık-uyku hali,
    • sigara konusundaki hurafeler (“doktor günde 3 tane içmeme izin verdi“, “sigara içiyorum ama bol bol da temiz hava alıyorum“, “bırakırsam stres daha kötü“, “filanca içmedi ama kanser oldu“, “hiç zararını görmüyorum” vbg),
    • sigara harcamalarının daha öncelikli giderlerin önüne geçmesine yol açan, bireysel/ailesel bütçe yapmama alışkanlığı,
    • sigara kokusundan hoşnut olmayanların gösterdikleri yersiz tolerans,
    • yanında sigara içilerek sağlıkları tehdit edilenlerin gösterdikleri yersiz tolerans,
    • “dostluk” kavramına yersiz olarak yüklenmiş bulunan “zararına dahi olsa uyarmama” kültürel kodu,
    • ve diğer birçoğu

    Daha da uzatılabilecek bu listeden hemen görülebilecek bir gerçek, bunların fizik veya psişik benliklerle olan bağlantılarının zayıflığıdır. Örneğin kandaki nikotin düzeyinin düşürülmesi ve pasif sigara içme ortamlarında bulunmaktan kaçınmanın ne kadar farklı olduklarına dikkat edilmelidir. Kişi pek bir güçlüğe uğramadan bu tür pasif ortamlarda bulunmamayı seçebilir ve bunun kendisine yükleyebileceği bir fiziki ve/ya psişik yük yoktur. Kandaki nikotin düzeyi ise çok daha sert bir çekirdektir.

    Kilo sorunu olan kişide ise kandaki şeker düzeyinin düşmesiyle doğan açlık hissi ve damak tadı alışkanlıkları fiziki parçalar, sıkıntı ve sevinç kutlamaları ise psişik parçalardır.

    Kişisel ilişkilerinin geliştirilmesi konusundaki çekirdek ise, kişiler arası ilişkilerin yanlış olarak bir karşılık -maddi ve/ya manevi- ödemeden bir şey istemek gibi değerlendirilme alışkanlığıdır. Bunun çevresini ise, fizik veya psişik benliğimizle bağlantıları çok daha zayıf bir dizi alışkanlık sarmaktadır.

    KeDİ tümörü??

    Bir çekirdek ve çevresindeki parçalardan oluşan KeDİ yetmezliği bir tümör gibi irileşmek ve başka alanlara atlayarak oralarda da kendini tekrarlamak eğilimindedir. Herhangi bir alanda ve herhangi bir biçimde oluşmuş bir yetmezliğin hem çekirdeği hem de çevresindeki parçalar zamanla çevrelerine yeni parçaları çekerek büyümek eğilimindedirler. Örneğin, sigara alışkanlığının çekirdeğini oluşturan “kandaki nikotin düzeyi” giderek ancak daha yüksek düzeylerde sağlanmak kaydıyla eski zevk düzeyini sağlayabilmektedir [1]. Başlangıçta birkaç tane ve arasıra içilen sigaranın zamanla birkaç pakete çıkmasının nedeni budur.

    Çekirdek böylece büyüme eğilimine girince bu ihtiyacını çevresindeki destekleyici parçalardan almaya çalışacaktır. Bu parçaların herbirinin destekleme potansiyelleri ise sınırlıdır. Bir kişi artan nikotin ihtiyacını örneğin giderek daha çok pasif ortamlarda bulunarak karşılayamayacağına göre, yeni parçalar edinmek zorundadır. Bu yeni parça örneğin daha sert sigara türlerine geçiş, sigara ile birlikte pipo veya sigar içmeye başlama, alkolle birleştirerek daha iyi bir kendini onaylama ortamı yaratma ya da daha etkili parçalar -hap gibi- eklemek olabilir.

    Bu yeni eklenen parçalar bazen bizzat bir çekirdek halini alabilir ve ana çekirdekten hariç bir tümör oluşumu sürecini başlatır. Bunun üzerine alışkanlıklarla başa çıkmadaki başarısız girişimler bindiğinde kişi kendi kendine şu mesajı güçlü olarak vermeye -ve her gün tekrar tekrar vermeye- başlamaktadır: “benim iradem zayıf, sigarayı da bırakamam, kilo da veremem, yeni ilişkiler de kuramam, kader beni nereye sürüklerse oraya giderim“. Bu terminal duruma alışkanlıkların trajedisi de denilebilir.

    KeDİ yetmezliğinin yapısı ve yayılarak tüm benliğimizi sarma süreci, gözümüze niçin başedilemez göründüğünü de açıklamaktadır.

    Buradan bir çıkış yolu üretilebiliyor..

    Bu mekanizma anlaşılınca başa çıkma yolu da belirginleşmektedir:

    Adım 1 – Değiştirilmek veya edinilmek istenilen alışkanlığın çekirdeğinin ve onu çevreleyen parçaların farkına varılması,

    Adım 2 – Çekirdek ile ilgili hiçbir girişimde bulunulmaması; böylece, bir süre destek öğelerinden arındırılıp gerçek büyüklüğüne indirilene kadar beklenmesi. Bu süre içinde, çekirdeği çevreleyen parçaların -en önemlilerinden başlayarak- her biri için birer “sakınma plânı” yapılması ve plânların uygulamaya konulması,

    Adım 3 – Çevresi ile etkileşimi zayıflatılarak yalnız bırakılmış çekirdekteki KeDİ yetmezliği üzerine bir dizi araçla –söz vermek, yaptırımlı güvence vermek, dayanışma ağı oluşturmak vbg– gitmek.

    Sonuç

    Kendini değiştirmek, yaşam alanı sınırlarımızı genişletebilmenin anahtarıdır. Bunun know-how’ı ise, genişletmek istediğimiz sınırlarımızın teknik yanlarını bilmek kadar -hattâ ondan daha önemli olarak- değişime engel olan yetersizliğimizin yapısını bilmeye bağlıdır. O yapı hakkındaki farkındalığımızı artırabildiğimiz ölçüde başarı şansımız artacak, körlemesine üzerine gittiğimiz takdirde ise oluşabilecek başarısızlıklar kendimizi haksız yere “iradesi zayıf” olarak nitelememize yol açacaktır.

    Kendimizi değiştirebilmemiz mümkündür ve bu sandığımız kadar güç değildir. Ama önce şu soruyu içtenlikle yanıtlayabilmeliyiz: kendimizi değiştirmeyi ne kadar istiyoruz ve gerçekten ne kadar istiyoruz?

    [1] The Politics of Ecstacy, Dr. Timothy Leary, Tom Robbins, Ronin Publishing

    21 Aralık 2003

  • Akü ve panik!

    Bir aracın elektrik enerjisi ihtiyacı şarj dinamosu denilen üreteçten karşılanır. Akü ise, şarj dinamosunun devreye girebilmesi için gereken kısa süre içindeki enerji ihtiyacı ile dinamo çalışmazkenki ihtiyaçları karşılar. Bir diğer deyişle akü, çeşitli manevraları mümkün kılar.  En pahalı, en iyi araçlar dahi aküsü çıkarıldığı anda bir demir yığınından ibaret kalır.

    Bu mekanizma ile, kişilerin bir kenarda tutacakları yedek akçeleri arasında neredeyse bire bir benzerlik vardır. Yüksekçe gelir sağlayabilecek geçerli becerilere sahip iken işini kaybetmiş veya eğitimini yeni bitirip çeşitli gelir sağlama olasılıklarını gözden geçiren ya da geçerli sayılabilecek becerilere sahip olmayan “ne iş olsa yaparım” mesleğindeki bir kişi düşününüz..

    Bu insanın ruh halini tanımlayabilecek en belirgin duygu hangisidir? Eğer, zorunlu -saydığı- giderlerini, tekrar bir iş bulana veya oluşturana kadarki süre boyunca karşılayabilecek birikimi ya da yan geliri yoksa, herhalde “panik” en güçlü duygu olacaktır.

    Böyle bir panik altında verilecek kararlar sağduyuyu değil derin panik duygusunu yansıtacaktır. Bu durumdaki bir kişinin kendi işini kurması bir yana, bir özgüven duygusu altında iş araması dahi mümkün olamayacaktır.

    Buradan hemen görülebileceği gibi, bir gelir yaratabilmek amacıyla yapılması gereken manevralara izin verebilecek bir “yaşam alanı”na sahip olabilmek için bir birikim, bir aracın aküsü kadar zorunludur.

    Şimdi sorun, böyle bir birikimin hangi durumlarda yapılabileceğidir. Çoğu kimse buraya kadarki ifadelere katılacak, ama bunların kendi durumu için geçerli olmadığını düşünecektir.  Genel inanç -ki “inanç” burada gerçek anlamında kullanılmaktadır-,  sözü edilen birikimlerin ancak yeterli gelir düzeyindeki (yani tuzu kuruca) insanların harcı olduğu yolundadır.

    Geliri yeterli insanlar ihtiyaçları olmadığı, yetersiz olanlar ise buna imkânları olmadığı “inancı” dolayısıyla tasarruf yapmamaktadırlar. Gerçek ise her ikisi için de farklıdır.

    İnsanın davranışları ile fiziksel yetenekleri arasında ilginç bir benzerlik vardır. Usta bir sporcuyu seyrederken insan bedeninin ne denli geniş bir yeterlik alanına sahip olduğu çok iyi görülür. Onlar, normal insanların oturup kalkarkenki rahatlığını en güç hareketlerde dahi gösterebiliyorlar.

    Davranışlar ve onlardan oluşan tutumlar da böyledir. Davranışları üzerinde çalışmamış bir kişi için son derece güç görünen kimi tutumlar, bir sporcunun antrenman yapması gibi davranışları üzerinde uğraşmış kişilere çok kolay gelebilir. Bedensel engelli sporcuları seyrederken bu daha da iyi gözlenebilir.

    Tasarruf da böyledir. Asgari ücretli -hattâ düzenli geliri olmayan- bir kişinin parasal durumu, bedensel olarak engelli bir kişinin fiziki durumuna benzetilebilir.  Her ikisi de ancak çaba göstererek belirli bir yeteneğe sahip olabilirler, ama öyle ya da böyle olabilirler. Bu çabayı göstermeyen fiziki durumu sağlam ve geliri yerinde kişiler ise -çeşitli gerekçelerin ardına saklanarak, fiziki ve parasal- yeteneklerini geliştiremezler.

    Uzun sözün kısası tasarruf, gelir düzeyine bağlı bir olgu değildir. Gelir düzeyi yeterli kimseler için “yararlı” olan tasarruf, düşük gelirli olanlar için “zorunlu”dur. Birikimi bulunmayan bir kişinin yaşamını devam ettirebilmek yolunda altında kaldığı duygusal baskı, onun bütün rasyonel davranışlarını bozar, onu paniğe sevkeder. Panik ise parasızlıktan daha vahim bir durumdur.

    Bir birikime sahip değilken işini kaybeden bir kişinin aklında sadece “gelecek korkusu” ve onun bir türevi olan “haksızlığa uğramışlık” vardır.  Birikim ise hem gelecek korkusunu, he m de türevi olan haksızlığa uğramışlık duygusunu azaltır.  Bu iki korkunun azalması, sağlıklı ve yaratıcı düşünebilmeyi, çevresindeki imkânları gözden geçirebilmeyi mümkün kılacaktır.

    Her kişinin nasıl tasarruf yapacağı kişisel durumuna bağlıdır. Ancak herkesin uygulayabileceği basit bir reçete vardır. O da, halen az ya da çok geliri olan herkesin şunu varsaymasıdır: patronunuz sizi çağırıyor ve maaşınızdan %25 oranında bir indirimi kabul ettiğiniz takdirde işe devam edebileceğinizi, aksi halde üzülerek işinize son verileceğini size haber veriyor; ve siz de bunu -ister istemez- kabul ediyorsunuz. Çalıştığınız kurumla -ya da eşiniz veya güvendiğiniz bir dostunuzla – anlaşarak, bu kesintinin kolayca dokunamayacağınız bir hesapta tutulmasını sağlıyorsunuz.

    Bu durumda yaşamın epey güçleşeceğini, ev kiranızı bile vermekte zorlanacağınızı tahmin etmek güç değildir. Ama gerçekte işinizi kaybetmiş olsaydınız bundan çok daha güç koşullar altında kalacaktınız. Ama şimdi, sizi paniğe düşmekten alıkoyan -hattâ içten içe bir grur duygusu veren- bir durumdasınız ve kendi isteğinizle, plânlı olarak bunu yapıyorsunuz.  Bu şekilde beş-altı ay ya da mümkünse daha uzunca süre devam ettikten sonra, tasarrufun sihirli gücünü, o ana kadar keşfetmekten israrla kaçındığınız tekniklerini keşfetmeye başlayacaksınız.

    Kendi işini kurmak veya birisi hesabına çalışmak yerine hizmet üretip, ihtiyacı olanlara satmak durumunda olan gençler ya da çalışmakta iken işini kaybetmiş olanlar bu yolu deneyebilirler.

    Sigarayı bırakmak ya da kilo vermek ile bunun arasında ilkesel olarak bir fark yoktur. Her ikisi de, “kendini değiştirebilme iradesi” [1]  ile ilgilidir.

    [1] http://tinaztitiz.com/3705/kendini-degistirme-iradesiyetersizligi-ve-bir-yaklasim/

    12.05.2003