KATI GERÇEKLERİ GÖZARDI ETMEYELİM!

%2.5’luk ortalama nüfus artış hızımız, her yıl 1.5 milyon kişinin işgücü pazarına girmesi demektir. Bu ortalama artış, kırsal kesimdeki yaklaşık %4’lük ve kentlerdeki %1’lik artışın ortalaması olup, fiziki anlamı, 1.5 milyon gencin 1 milyonunun düşük nitelikli olmasıdır.

Diğer yandan, teknolojik gelişmeler, düşük nitelikli insangücü ihtiyacını her yıl ortalama %20 civarında azaltmaktadır. Bu da, 18 milyon çalışabilir nüfus’un düşük nitelikli sayılabilecek en az 5 milyonluk bölümünden her yıl 1 milyon kişinin işini kaybedeceği demektir.

Böylece toplam olarak her yıl yaklaşık 2 milyon düşük vasıflı kişi, mevcut işsizlere ek olarak çıkacak ve mevcut işgücü piyasası bunlara iş veremiyecektir. (çünkü piyasanın aradığı nitelikler, bu kesimlerde bulunmayacaktır.)

Bir diğer deyimle, işgücü piyasasının empoze ettiği niteliklere sahip olmayan bu kesim işsiz bile sayılamaz. İhtiyaç olan bir nitelik kazanmadıkları takdirde iş bulma şansları da hemen hemen sıfırdır.

İşsizliğe yanlış teşhis koyup, “yatırımlar açılırsa işsizlik de azalır” yanlışıyla yıllardır toplumu yanlışa koşullandıran bir kısım politikacı, bürokrat ve üniversite mensubu şunu anlamalıdır ki, bu gün Türkiye altın madeni bulup da yarın sabah ülke bir şantiyeye dönse, bu niteliksiz kesimin ufak bir bölümü inşaatlarda getir- götür işi yapabilir. (Artık beton bile merkezi santrallarda üretiliyor)

Ayrıca da, insanımızı inşaatlarda getir- götür işçisi olarak istihdam etmek yoluyla işsizlik sorununa yaklaşmak, insanının niteliğini sürekli geliştiren toplumlar karşısında yakın bir gelecekte yok olmanın garantisi demektir.

Niteliksiz, tüketim eğilimleri sürekli kamçılanan ve toplumun büyük bölümünce haksızlığa uğradığı, hakkını alamadığı yolunda koşullandırılan bu geniş kesim, kamu düzeni açısından da büyük bir handikap’tır.

Bu katı gerçeği kabul etmeli ve işsizliğe geleneksel yaklaşımımızı bir kenara bırakmalıyız. Yapılacaklar bellidir ama onun karşısındaki en büyük engel, bu “geleneksel bakış açısı”dır.

Türkiye, işsizlik açısından yeni bir döneme girmektedir. Ekonomik kriz nedeniyle kapanan iş yerleri, özeleştirme nedeniyle küçülen kadrolar, otomasyon, rakip toplumlara göre göreli olarak nitelik düzeyi düşen işgücümüz, yüksek enflasyon nedeniyle aşınan gelirlerin yarattığı gelir yetmezliği -ki en az işsizlik kadar önemlidir-, hepsi birlikte mevcut işsizlik sorununu büyüterek karşımıza çıkarmaktadır.

Politikacı-bürokrat-üniversite mensubu üçlüsünün yetmiş yılda gerçekleştirebildiği iki istihdam aracından birisi olan “yatırımları artırıp, inşaatlarda işçi çalıştırmak” yönteminin nasıl bir dinamit olduğuna değinildi.

Diğer yöntem ise kamu kadrolarını istihdam amacıyla kullanmak da, devlet bütçesinin neredeyse tamamını ücretlere vererek bitti.

Şimdi yeni bir döneme girmek zorundayız. Bu, “beceri kazandırma” ve “iş yaratma” dönemidir.

Tablo ürkütücüdür. Ama çaresiz de değildir.

Pazar, 05 Haziran 1994

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.