YENİ YÜZYILDA EĞİTİMDE DEVLET’İN ROLÜ NE OLMALI?

Eğitim sürecinin teknik, idari, bilimsel ve ideolojik yönlerinde mutlak söz sahibi olan devlet anlayışının pratik güçlükleri bir yana, daha önemli bir sakıncayı içerdiği gözlemlenmektedir.

Vatandaşların neleri, nasıl öğreneceklerine, hangi ideoloji uyarınca düşünüp hareket edeceklerini kesin çizgilerle belirleyen devlet bir anlamda da, bu çizgilerle belirlenen alanın dışını yasaklamaktadır. Serbest bırakılan alana göre çok daha geniş olan “yasak bölge” içinde ne kadar inanç, ideoloji, içerik, yöntem varsa hepsi bu defa, “özgür alanın kıyafet ve ritüellerini kullanarak” o alana sızmaya çalışmaktadırlar. Özgür alan sınırları kesinleştikçe, sızmacı eğilimleri tanılamak daha da güçleşecektir.

Devlet, tanımladığı özgür alana sızmaları önlemeye çalışırken yasal ve ahlaki normlara kesinlikle uymak zorundayken, sızmacı eğilimler bunların hiçbirisiyle bağımlı değillerdir. O halde bu mücadele, teorik olarak -ve pratikte de görüldüğü gibi- daima sızmacı eğilimlerin başarısı ve devletin adım adım kayıpları ile sonuçlanmak durumundadır.

Bu yenilgi, ta baştan, devletin özgür alan – yasak bölge stratejisini seçtiği anda belirlenmiş olan deterministik bir sürecin doğal sonucu sayılmak gerekir.

Bu sakınca bir yana, diğer taraftan da, herhangi bir sızmacı emeli bulunmayan, özgür düşünce akımları da engellenmiş olacaktır. Çünkü bu akımlar da -aynen devlet gibi- yasal ve ahlaki sınırlamalara uymaktadırlar ve bu nedenle de devlete karşı galip gelmeleri şansları yoktur.

Bu hem imkansız hem de yararsız “her şeyde tek söz sahibi devlet” anlayışı yerine yeni bir anlayış gerekmektedir. Bu anlayış, yasak bölge yerine yasak girişim kavramına dayalıdır. Buna göre devlet, çok az sayıda ve çağdaş ilke ilan ederek bazı girişimleri engeller, tüm vatandaşlarının bu ilkelere uymalarını ister ve de yaptırım uygular. Bu ilke(ler) öyle seçilir ki, hiçbir girişim, vatandaşlarının temel hak ve özgürlüklerini zedeleyemesin.

İşte böylesine iki ilke şunlar olabilir:

  1. Hiç kimse, hiçbir amaçla, hiçbir konuda bir başkasını koşullandıramaz. İnsanın koşullanmaya açıklığını kullanarak kendi doğru, iyi ve güzel saydıklarını benimsetmeye girişemez. Yalnızca, bilgilendirmek istediği alanlarda, koşullandırmasız öğrenme ortamları oluşturabilir

  2. Belli bir ideoloji yönünde kendi özgür seçimleriyle arzu edenleri bilgilendirmek amacıyla öğrenme ortamları oluşturanlar, ideolojilerini hiçbir yönü gizli kalmayacak biçimde açıkça ilan etmek zorundadırlar.

Devlet bu iki ilkeye sadakatin bekçisi olarak, denetler ve yaptırım uygular.

Dogmaların önlenip özgür düşüncenin önünün açılabilmesi ancak bu şekilde mümkün olabilecektir.

Burada “çağdaş” deyimiyle, geçmişten günümüze kadar süzülerek gelen akıl, erdem ve inanç değerleri birikimi kastedilmektedir.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.