“Bilgi” ve “Geçerli Bilgi”!

Önce şu sorulara yanıt vermeye çalışalım:

  • Herbiri, adını bir yabancı firma adıyla birlikte kullanan, pahalı broşürler bastırmış, diş ağrısı tedavisinden, performans ölçümüne kadar her konuda eğitim ve danışmanlık veren kişi ya da firmalar arasından, belli bir konuda, makul bir maliyetle ve düzgün bir kalitede hizmet alınmak istense nasıl hareket edilmeli?

  • Hemen hergün birisini ağırladığımız “guru”lar arasından hangilerine kulak vermeli?

  • Karlı bir ticari sektör haline gelmiş bulunan, “dünkü yaklaşımı bırak bu yenisine bak” içinde kaybolmadan, işinize yararlı yaklaşımlar nasıl ayırdedilmeli?

  • Eğitsel ve/ya akademik geçmişin, bilgi ve geçerli bilgi üzerindeki koşullayıcı etkisinden nasıl korunmalı?

Bu -ve benzeri- sorulara yanıt vermeden önce, daha bir temel soru cevaplandırmalıdır: “Bilgi” nedir?, “Geçerli Bilgi” nedir?

“Veri”, “Enformasyon” ve “Bilgi” için şu şekilde tanımlar yapılmaktadır:

Veri (data): Bir durum hakkında, birbiriyle bağlantısı henüz kurulmamış bilinenler.

Enformasyon: Sınıflandırılmış veri.

Bilgi (knowledge): Bir “güç” yaratabilecek bir araç haline dönüşmek üzere daha fazla rafine edilmiş enformasyon.

Güç, -diğer taraflar yapılacak olana mutabık olmasalar dahi- birşeylerin yapılması imkanıdır.

Peki, “bilgi” buysa “geçerli bilgi” ne demektir?

Yukarıdaki “bilgi” tanımı , dikkat edilirse, bir eyleme değil bir potansiyele işaret etmektedir. Enformasyon rafine edile edile öyle bir araç haline dönüşecektir ki, bir güç imkanı yaratılmış olsun. Ama bu gücün birşey yapmak için kullanılabilmesi, -aynen duvardaki elektrik pirizindeki güç gibi- onu yararlı bir eyleme dönüştürebilecek olan aracılara bağlıdır. Pirizdeki gücü, ısı ya da ışığa çevirecek aracılar, ısıtıcılar ya da elektrik ampulleridir. Pirizdeki güç, standart hale gelmiş bu aracılar açısından -voltaj vb özellikleri ile- uyumlu değilse bu güç “geçerli” olamaz. Geçerli olmak bir yana, “güç” ile “aracılar” uyumsuz ise tahribat dahi doğabilir. Küçük cep feneri ampullerini duvardaki pirizlerde de yakabileceklerini düşünen kimbilir kaç kişi ölmüştür!

Rafine olmuş bilgi sonunda doğan gücü, yararlı bir eyleme dönüştürebilecek aracı ise, bilginin kullanılacağı “durum”dur.

“Durum”lar, elektrik sobaları ya da ampuller gibi standardize hale -ne yazık ki- getirilemez. Bu nedenle enformasyon, hangi “durum” söz konusu ise o durum için “geçerli” olacak şekilde rafine edilmelidir. Ancak bu yolla ortaya çıkan “bilgi” yani güç, yararlı bir alet olarak kullanılabilir. Aksi halde, pile bağlanmış elektrik ısıtıcısı gibi işe yaramaz ya da pirize sokulmuş cep feneri ampulü gibi öldürücü olabilir.

“Bilgi”yi “geçerli bilgi” haline dönüştüren süreç, “içinde bulunulan duruma uyarlama” şeklinde özetlenebilir.

Bunun yapılabilmesi için, “bilgi”ye sahip olanların “uyarlama” konusunda bilgili ve deneyimli olmaları gerekmektedir.

İşte sorun da bu noktada başlamaktadır: geleneksel okul sistemi bilgilendirme ağırlıklı olup, başarı ölçüsü, edinilen bilgilerin bellekte tutulma düzeyidir. Gerçekte ise eğitim, “bir yolla edinilebilecek olan bilgilerin durumlara uygulama sanatının kazanılması”dır.

Hal böyle iken birçok parlak zekalı öğrenci okullarda bilgiyle yüklenmekte, böylece mezun olduktan sonrası için de “bilgili olma” konusunda hatalı bir norm sahibi haline getirilmektedirler. Bu olgu burada da durmamakta, “jargon belleme” denilen bir hastalığa dönüşmektedir. Hangi konudan söz edilse o konudaki -en yeni- jargonu ve de bir kısım bilgileri bilen, bunu kişisel gelişim yolu olarak bellemiş, yeni bir konu ortaya çıktığında onu da benzer yöntemlerle bilmesi gerektiğini düşünen kişler bu zincirleme olgu sonunda ortaya çıkmaktadırlar.

İşte, adına guru denilen ve çok büyük çoğunluğu, insanların bu zafiyetini keşfetmiş sıradan-uyanık kişiler ile bunları pazarlayan “bilgi kalpazanları”ndan oluşan “bilgi çeteleri”nin, jargon bağımlısı insanları sömürmede kullandığı mekanizma budur.

“Bilgi”yi, içinde bulunulan duruma “uyarlama” yetisi ise bu patikadan tamamen farklı bir yoldan gerçekleşmektedir. Bu durumda, peşinden koşulan, bir konuya ilişkin jargon olmayıp, “durum”a ait sorun ile uğraşılmakta, sorun anlaşılmaya ve çözülmeye çalışılmaktadır. Bunun için de çeşitli araçlara ihtiyaç duyulmakta, bilgi de bu bağlamda bir sorun çözme aracı olarak gündeme gelmektedir. Yani bilgi, salt bilgi için değil, sorunu çözmek için gereksinilmektedir.

Hal böyle olunca, bir konuya ait jargon, hatta bizzat “bilgi” işe yaramamakta, gereksinilen şey, “sorunun ait olduğu özgün duruma uyarlanmış bilgi” olmaktadır.

“Bilgi” ve “Geçerli Bilgi” sahibi kişi ya da kuruluşları ayırt etmede kullanılacak temel ölçüt budur.

Bu ölçüt kullanılarak, yazının en başında sorulan sorulara şimdi bazı yanıtlar verilebilir:

  • Eğitim ve danışmanlık firmalarının gösterişli her neyi varsa (broşürü, binası, yabancı partneri vb) değerlendirme dışı tutulmalı, hatta, bunların faturasının fazlasıyla müşterice ödendiği biçiminde hesaba katılmalıdır.

  • Herhangi bir konuda müşterisinin öğrenme potansiyelini harekete geçirmek yerine -ki zahmetli bir iştir- ona birşey öğreteceğini iddia edenler saf dışı bırakılmalıdır.

  • Müşterinin özel durumlarını dikkate almayacak kadar güçlü öğreti ve keskin akıllara sahip olduğunu iddia edenler -ki bunlar “uyarlama” safhasını es geçenlerdir- saf dışı bırakılmalıdır,

  • Bu ön-elemeden sonra temel ölçüt açısından inceleme yapılmalıdır. Bunun için çeşitli yollar bulunabilir. Bir tanesi, kişi ve kuruluşlara şu soruyu yöneltip yanıtlamalarını istemektir: “sahip olduğunuz bilgilerin geçerlik alanının, bizim özgün durumumuzu ne denli kapsadığını nasıl belirlemeyi planlıyorsunuz? Bu soruya verilecek cevaplar, kişi ya da kuruluşun “bilgi” ve “geçerli hale getirilmiş -uyarlanmış- bilgi” kavramı hakkında ne düşündüklerini -ya da birşey düşünüp düşünmediklerini- gösterecektir.

  • Guru testi” olarak, kişinin son yazdığı birkaç makaledeki “desteksiz yargı“lar -varsa- incelenmelidir. Unutulmamalıdır ki, sadece bir tane desteksiz yargı dahi, tüm bilinenlerin aksini ispat etmeye yetebilir.

  • “Dünkü yaklaşımı bırak bu yenisine bak” akımı içinde kaybolmamak için, iddia sahibinin izlediği çizgiye bakmak gerekir. Gerçekten bir gelişmenin sonunda oluşan düşünce değişiklikleri ile moda akımlarındakine benzer yapay değişiklikler hemen belli olacaktır.

  • Eğitsel ve/ya akademik geçmiş, yukarıda açıklanan “uyarlama” yolunda olumsuz bir faktör tabii ki değildir, ama onu garantilemesi de söz konusu olamaz.

Bu konuda dikkat edilmesi gereken, eğitim ve/ya danışmanlık kuruluşunun, hizmetlerini pazarlaması sırasında eğitsel ve/ya akademik geçmişleri ya da bunları betimleyen ünvanları nasıl kullandıklarıdır.

Bu kısa irdelemeden hemen çıkarsanabileceği gibi, sorunlarımızı çözmede kullanılacak “geçerli bilgi” sahibi kişi ve kuruluşlar, bu alanı doldurmuş bulunanlar arasında “nadir” sayılacak kadar azdır. Bu, doğal olarak seçimi güçleştiren bir öğedir.

Toplumumuzun, çeşitli sorunlarının teşhis ve çözülmesinde eğitim ve/ya danışmanlık hizmeti veren kişi ve/ya kuruluşlara şiddetle ihtiyacı vardır. Bu denli önemli bir konuda, bilgileri geçerli olmayan kişi ve kuruluşlar ise gerçek birer tehlikedir.

Bu tehlike bir yandan bu hizmetlere ihtiyacı olan talep sahiplerini gönülsüzleştirirken, bir yandan da bu alana girebilecek “gerçek bilgi” sahiplerini caydırmaktadır.

Bu sarmaldan kurtulmanın yollarından birisi, sayıları az da olsa doğru hizmet üretenlerin kendi aralarında oluşturacakları “elit tavır ağları”1 ve “güven anlaşmaları”dır.

İyilerin, haksız rekabete karşı kendilerini korumak hakları ve görevleri vardır.

John J. Hampton, principal, Princeton Consulting Group Inc. tarafından yapılmış bir tanımdır.

Peter Drucker, Post Capitalist Society adlı kitabında benzer bir tanım yapmaktadır.

Alfred North Whitehead’in tanımıdır.

1 “Elit Tavır Ağları” ve “Güven Anlaşmaları”, Beyaz Nokta Vakfı’ından istenebilir. (Fax: (312) 441 5399)

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.