Sorgulanamazlık(ezber) için elle tutulur örnekler..

Sorgulanamazlık (ezber) için elle tutulur örnekler..

Bugüne kadar, sorgulamaya kapalılık (sorgulanamazlık, Farsça ezber) konusunda yazıp çizilenlere geriye dönüp bakıldığında ilginç bir şey görünüyor: Ezber’in yol açtığı olumsuzluklar konusunda çeşitli örnekler, çözümlemeler verilirken daima, o yazıları okuyanların zihinlerinde “ezber olmasaydı nasıl olurdu?” sorusunun net cevaplarının bulunduğu -ve bunun bulunmasının da çok doğal sayılmak gerektiği- varsayılmış.

Örneğin, öğretmenler -çoğu zaman acı acı- ezber yaptırdıkları için eleştirilirken, şöyle bir soru’nun cevabını bildikleri varsayılmış: “Peki ezber yerine sorgulama yapalım da neyi nasıl sorgulayacağız?”

Rastladığımız birkaç olay, sadece öğretmenlerin değil birçok kimsede bu konuda bir zihinsel netlik bulunmadığını gösteriyor. Hal böyle olunca da, hemen herkesin ağzında “sorgulamaya dayalı düşünme biçimi” diye bir ifade kalıbı yerleşiyor, ama neyin-nasıl sorgulanacağı da belli olmuyor. İşin tuhafı kimse de çıkıp, bu hemen herkesin fikir birliği içinde olduğu sorgulamaya dayalı düşünme biçimi neyi-nasıl sorgulayacak? diye sormuyor; belki de sorgulama sözcüğü polis ve ilintili kavramları çağrıştırdığı için korkup soramıyor. Diğer bir deyişle sorgulamayı sorgulayamıyor!

X konusundaki ezber sorgulansaydı neler sorulurdu ve de sorulunca ne olurdu?

Aşağıda, rastgele seçilmiş kimi ezber kavramlar, yol açtığı olumsuzluklar, sorgulanma mümkün olabilseydi sorulabilecek sorular ve nihayet  o durumda ortaya çıkabilecek olumluluklar örnekleniyor.

Sorgulanmamış (ezber) kalıplar

Sorgulansaydı..

Kalıp

Olumsuz sonuçları

Neler sorulabilirdi?

Olumlu sonuçlar neler olurdu?

Demokrasi, hak ve özgürlükler  içinden seçilmiş ezberler…

Demokrasi (D) en iyi rejimdir, aksi savunulamaz.
Tüm kurumların işleyişi demokratik ilkelere uygun olmalıdır.


Genellikle
“seçim ” kavramıyla özdeş  ve
seçmenlere herhangi bir sorumluluk yüklemeyen, bir düzen olarak anlaşılıyor.


Cumhuriyet
ve D
farkı
belirsizleşiyor.


D’nin
eleştirilemez bir idare biçimi olduğu yaygın kanısı, sistemi geliştirici
soruların sorulmasını tabu kılar.


D tüm
koşullar altında (örn. savaşta, kaos durumlarında, ortalama eğitim düzeyinin
yetersiz olduğu hallerde gibi) en iyi rejim midir? Evet ise niçin, hayır ise
başka seçenek(ler) var mıdır, olabilir mi?


Her şeyin
bir kalitesi söz konusu ise
demokrasinin
de kalitesi
var
mıdır? Tek tip midir yoksa çeşitleri mi vardır? Bunu ölçülendirebilecek
göstergeler var mıdır?

 


İnsan nitelik dokusu ile D kalitesi arasındaki ilişki nasıldır?


D’nin de
tüm sorun çözme araçları gibi uygulanabilirlik sınırları ve koşulları olduğu,
o sınırların dışına çıkıldığında sorun çözen değil sorun üreten bir araç
haline geldiği anlaşılır ve uygun koşulların yaratılmasına daha çok dikkat
edilirdi. Böylece, her on yılda bir -bir şekilde- kesintiye uğramasının önüne
geçilebilirdi.


M.Ö. 6ncı
yy’a kadar giden (antik Yunan) D uygulamalarının, binlerce yıllık
uygulamalarla evrensel normlara kavuştuğu; buna rağmen hala tek tip D’den söz
edilemediği; D kalitesinin değerlendirilmesinde vazgeçilmez ölçütlerin
başında “özgürlüklerin sınırlarının
başkalarının başka özgürlüklerinin sınırları olduğu
” ilkesinin geldiği
anlaşılabilirdi.


Zihinsel yetkinlik, bilgi-beceri
yetkinliği, ruhsal sağlık ve ahlaki (evrensel) normların bütünü
olarak anlaşılan insan niteliği yetersiz
olduğund, D’nin işlemeyeceği anlaşılırdı. Bu durumda, D’yi korumanın ancak
insan nitelik dokusunu geliştirmekle mümkün olabileceği ortaya çıkardı.

“Hak ve özgürlükler” deyimi

Sorumluluklarla dengelenmemiş hak ve özgürlüklerle,
sürdürülebilir bir yönetim sistemi oluşturulamaz.


Sorulabilecek
en basit soru, “bu değirmenin suyu
nereden gelecek
?”tir.


Bu
sorulduğunda yurttaşların ne gibi sorumlulukları bulunduğu konusu gündeme
gelir ve hak-özgürlük-sorumluluk arasında bir dengenin bulunması gerektiği
ortaya çıkardı. Demokrasinin çeşitli tanımlarından birisi de “sorumlu
yurttaşlar rejimi” olabilir.

Kuvvetler ayrılığı


Yasama,
yürütme ve yargının birbirine müdahale edemeyecek  özerk alanlara sahip olduğu varsayımı, bu üç erkin birbirini
denetleyip dengeleme gereğini  unutturur.


Üç erk tek
elden kontrol edilebilir.


Bu
deyimdeki “ayrılık” kavramı ile yabancı dildeki check and balance (denetle
dengele
) deyimi arasında ne ilişki vardır?


Üç erkin
birbiri üzerinde etkileri var mıdır, yoksa tamamen özerk midirler?


Bu yolla
üç erkin birbirini nasıl denetleyerek herhangi birisinin kontrol dışına
çıkmasının nasıl engelleneceği belirlenmiş olurdu.

 


Böylece
hiç bir erkin tam bağımsız olmadığı, üç erk arasında dengeli bir “karşılıklı bağımlılık” bulunduğu
bilinir ve her erk attığı adımları bunu daima dikkate alarak atardı.

Sorun çözme kültürü içinden seçilmiş ezberler…

Her şeyin başı eğitimdir (eğitim şart!)


Sorunlara
çözüm aranırken, herhangi bir
kök-sorun
araması yapılmaksızın, ilk akla gelen o konuda bir eğitim uygulamak geliyor.
Bu ise hem okul müfredatlarının kaldırılamayacak -dolayısıyla da ancak anlamadan
bellenerek kaldırılabilecek- şekilde kalabalık hale gelmesine; hem de eğitimin
işe yaramazlığı konusunda bir genel kanı oluşmasına yol açar.


Eğitim’in
ideolojik indoktrinasyon olarak anlaşılması halinde, sorun çözen değil sorun
yaratan bir araca dönüşür.


Sorgulama,
düzeltici önlemler alabilmenin yolu olduğuna göre eğitime yüklenen bu
sorgulanamazlık rütbesi, geliştirilmesine  de engel olur.


Eğitimden
en temel” beklenti ne olmalı?

 

 


Çözümü
eğitime bağlı olmayan sorunlar var mıdır?


Eğitim
düzeyi arttıkça derinleşen sorunlar olabilir mi, nasıl?

 


En önemli
becerileri, okul, öğretmen, ders kitabı olmaksızın edindiğimize göre, o
becerileri edinirken mevcut olan yöntemi uygulayarak başka şeyleri de
öğrenemez miyiz?


Hepsinin
aynı beklentiye sahip olduğu varsayılan kesimlerin farklı beklentilere sahip
oldukları görülür ve bunlardan hangisine yönelmenin doğru olacağı tartışılır
ve bir eğitim vizyonu üzerinde uzlaşılabilirdi.


Hangi
sorunların ya da sorunların hangi bileşenlerinin eğitimle çözülebileceği konusunda
bir uyanma sağlardı.


İnsan nitelik dokusu‘nun
eğitim boyutu dışında kalan diğer boyutlarında yetmezlikler varsa, bu durumda
eğitimin rolü negatife dönebilir. (Eski bir Çin atasözü: “Kaplanın kanatları olsaydı yapabileceği
kötülüklerin sınırı olmazdı
“)


Bu soruya
cevap ararken muhtemelen “
Zengin
Öğrenme Ortamı
” (ZÖO) adı
verilen kavramla karşılaşılacaktı. Yürüme, konuşma vb becerileri, bu
becerileri kullanan kişilerle birlikte ve de en önemlisi o becerilerin
sağlayacağı yararları yakından gözleyip ikna olarak düşe kalka, zahmetlice
yürümeyi öğrendik. Henüz eğitim sistemimiz içine girmemiş ZÖO kavramı, eğitim
kavramı sorgulanamaz hale gelmeyip bu soru sorulabilmiş olsaydı belki de çok
önceleri sistemimiz içine girmiş olacaktı.

Yasaklar kötüdür, ilkeldir (“yasaklar yasaklanmalı” söylemi)

Herhangi bir kurumun sorumlu olduğu
görevleri yerine getirebilmesinde yararlanacağı araçlar paletinde yasaklar da
dahil çok sayıda araç bulunmalıdır. Yasakların bu şekilde sistem dışına
itilmesi, seyrek de olsa kullanımı gereken bu aracı başvurulamaz kılar.


Yasaklara
başvurmada kullanılabilecek yol gösterici bir ilke var mıdır, nedir?

 

 

 

 


Yasaklar kötüdür sloganı nedeniyle çözemediğimiz sorunlarımız var mıdır?


Örneğin, “Canlı -insan ve hayvan- yaşamını geri
döndürülemez biçimde riske edebilecek kaçınılabilir eylemler doğrudan
yasaklanmalı; bunun dışındaki durumlarda daha yumuşak, eğitici, uyarıcı
önlemler kullanılmalı
” gibisinden bir ilke gerek kural koyucuların
gerekse uygulayıcıların işlerini kolaylaştırabilirdi. Böylelikle, mesela
çocukları uyuşturucuya alıştırarak kazanç sağlamayı amaçlamış çetelerin
faaliyetlerine sıfır tolerans gösterilmiş olacaktır.


Çözemediğimiz
(kronik) sorunları (veya sorun bileşenlerini) bu soru ile filtre ederek
bazılarını çözmek mümkün olabilirdi.

Kadına şiddete hayır..


Kadına
şiddet (KŞ) olgusunun kendi başına var olabilen, soyutlanmış bir olgu olduğu,
devlet isterse bunu önleyebileceği gibi gerçekdışı anlayışa yol açar.



olgusunun kültürel ve ekonomik boyutları göz ardı edilerek bu slogana ümit
bağlanır.


Doğrudan
KŞ olgusuna yönelik önlemler sonuç vermedikçe daha şiddetli önlemler alınır.
Bu defa başka sorunlar doğmaya başlar.


KŞ,
kökleri ve başka sorunlarla ilişkileri tam anlaşılmadan “
kurcalama
yoluyla çözülemez.


KŞ başka
sorunlarla ilişiği bulunmayan kendi üzerine kapalı bir sorun mudur?


Erkeklere,
çocuklara, hayvanlara şiddet de var mıdır? Ne boyuttadır ve niçin fazlaca gündeme
gelmemektedir?


Töreler
ile şiddetin ilişkisi nedir?

 

 


Dini
inançların, kadını ikinci sınıf gören biçimde “yorumlanması”nın sebepleri
nelerdir, nasıl giderilebilir?


Medyadaki
şiddet içeren diziler, filmler
genel bir şiddet eğilimine ne ölçüde katkı yapıyor? Bu konuda hangi
araştırmalar kimlerce yapılabilir? Başka ülkelerde benzer konulu
çalışmalardan nasıl yararlanılabilir?


Çocuk
yetiştirme kültürümüz ile genelde şiddet ve özelde KŞ arasında bağ var mıdır?


Burada
sıralanan ve sıralanmamakla birlikte akla gelebilecek sorulara verilecek
cevapları içeren bir “Şiddetin Köklerinin Ortadan Kaldırılması” konulu bir
Politika Belgesi nasıl hazırlanabilir ve nasıl bir yöntemle uygulamaya
sokulabilir?

 

 


Bu soruya
verilecek cevap, hangi alanlardaki sorunların birleşerek KŞ olgusunu ortaya
çıkardığını  netleştirirdi.


Böylece bu
alanlardaki şiddetin çok daha yaygın olduğu anlaşılır ve şiddet bir bütün
olarak mercek altına alınırdı?

 


Törelerin
yaptırım araçlarının doğrudan doğruya şiddete dayalı olduğu ve toplumun
yaklaşık %60’ının törelere bağlı olduğu görülür ve töre hukuku yerine
evrensel hukukun geçirilmesi yoluna gidilirdi.


Bu tür
yanlış yorumların yalnızca KŞ konusunda değil bambaşka alanlarda da ortaya
çıktığı anlaşılarak o alanlarda da düzelmelere yol açılır.


Şiddetin
her topluma özgü nedenleri olabileceği gibi ortak nedenleri de olabilir ve
bunların bir bölümü toplum gündemine hiç gelmemiş olabilir. Bu yolla şiddetin
kaynaklarına doğru gerçekçi bir yaklaşım yapılmış olur.

 


Çocuklarımızı
daha iyi yetiştirebilecek ipuçları edinilir.

 

 


Böylesi
bir politika belgesinin paydaşları tahmin edilebileceği gibi son derece
yaygındır. Bu yaygınlıktaki bir paydaş ağının uyumlu eylemlerini
sağlayabilecek bir yöntem, sadece bu alanlarda değil başka alanlarda da işe
yarayacaktır.

Okul müfredatları içinden seçilmiş ezberler…

Bir üçgenin iç açılarının toplamı 180
derecedir.


Öğrenci
-eğri yüzeyler üzerindekiler de dahil- tüm üçgenlerin bu kurala uyduğunu sanabilir.


Konu
sadece üçgenlerle sınırlı kalmayıp, belirli koşullar altında geçerli olan tüm
doğruları mutlak doğru olarak
kabule kadar gidebilir.


Açıları
toplamı 180’den farklı bir üçgen olabilir mi? Nasıl?


Açıları
toplamı 180 derece olan üçgenler ancak düzlem üzerine çizili olanlar
olduğuna, düzlem ise ancak hipotetik olarak mevcut olup gerçek yaşamda
karşılığı pek güç bulunabilecek bir yüzey olduğuna göre, çeşitli yüzeyler
üzerine çizili üçgenlerin açılarının toplamları da 180 olmayacaktır.
Öğrenciler böylelikle tüm doğruların “belirli koşullar altında” doğru
olacağını, koşulsuz doğrular ileri sürüldüğünde kuşkulanmak gerektiğini
anlayabileceklerdir. Kuşku ise bilimin temelidir. Böylelikle, bir üçgenin iç
açılarının sorgulanması yoluyla bilimsel düşünmenin yerleşmesine katkı
yapılabilirdi.

Sınavlarda kopyaya karşı gözetim


Herkes
potansiyel hırsız olarak varsayılır.


Kendine ve
başkalarına güvenmeyen insanlar yetiştirilir.


Herhangi
bir kanıt olmadan da başkalarını kolayca suçlayabilen insan tipi ortaya çıkar.


Gözetim
kopya çekenlere karşı bir önlem olduğuna ve herkes de kopya çekmeyeceğine
göre, kopya çekmeyenlere haksızlık yapılmaktadır. Bu haksızlığı önlemenin
yolu var mıdır? Nasıl?


Sınavlarda
ancak kopya çekerek başarı sağlayanlar gözetime de karşı çareler
bulacaklarına göre gözetim ne işe yarıyor?


Bu soru
doğrudan
Onur
Sistemi
adı verilen gözetimsiz sınava
götürürdü.

 

 

 


Bu
soruyla, öğrenciler arasında kopyaya karşı bir sosyal baskı ortamı oluşturmanın
gözetimden daha etkili olacağı anlaşılırdı.

Bütüncül tarih yerine kronoloji öğretimi


Her biri
farklı nedenlerle ortaya çıktığı için birbiriyle ilişkisi bulunmayan olayları
tarih sırasına göre öğrenmek, gerçekte ne olup bittiğini anlamamaya yol açar.
Bu ise tarihin amacı olan “geçmişten
öğrenip geleceği şekillendirmek
” temel amacına hizmet etmez.


Tarih
sırasıyla meydana geldiği öğrenilen her olay için: Bu niçin olmuştur sorusunun sorulması yeterlidir.


Bu soru,
her olayın ardında onu güden bir dizi etkenin olduğunu ve bu etkenlerin az
sayıda (askerlik, diplomasi, keşifler,
icatlar, sanat, bilim, iklim değişiklikleri, göçler
gibi) olduğunun
anlaşılmasına yol açacaktır.

İnsanın doğaya egemen olup medeniyet kurduğu


Ekosistem
içindeki (canlı ve cansız) tüm varlıkların ancak birbirlerinin varlığına
saygı göstererek hayatta kalabileceği büyük gerçeğini ıskalar.


İnsan’ın,
diğer canlılar, bitkiler, taş-toprak, hava-su gibi bileşenler içindeki yeri
nedir?

 

 

 


Doğanın bir parçasının doğanın bütününe egemen
olmasında
” bir tutarsızlık var mıdır?


İnsan’ın
besin zincirinin tepesinde olması nedeniyle “üstün varlık” sayılmasının,
kendisine vermiş olduğu bir paye olduğu; besin zincirinin tepesinde
olabilmesinin, besin zincirini besleyen bütünü (doğa) tahrip etmek pahasına
sürdürdüğü; buna göre -kendi varlığını sürdürme açısından dahi- riskli bir
konumda olduğunu anlayabili ve tutum ve davranışlarını buna göre
düzenleyebilirdi.


Bu soru
yoluyla, doğaya egemen olmanın değil, onun tüm bileşenleriyle uyumlu yaşamanın
övünç kaynağı olabileceğini idrak ederdi.

En iyi öğrenmenin tekrar yoluyla koşullandırarak sağlanabildiği..


Öğrenme ile beyine kazıma
farkı belirsizleşir.


Canlıların
en değerli yeteneği olan “ihtiyaçlarını
zahmetsizce öğrenebilmek
” körelir.


Bireyin
yaşam hakkına eşdeğer sayılabilecek koşullanmama hakkı çiğnenir; bilgilenme
hakkı elinden alınmış olur.


Tekrar
sürecinde beyinde ne olmaktadır? Tekrar yoluyla beyine kazınmış bir bilginin
isteyerek unutması (unlearning)
gerektiğinde bu kalıcı bağlantı ne gibi sakıncalar yaratabilir?

 


Koşullanmaksızın
öğrenmek mümkün müdür?

 

 

 

 


Bir defada
tekrarsız öğrenme (zero-trial-learning) mümkün müdür?

 

 


Öğrenme ve tekrar arasında
bir bağlantı olduğu görünüyor. Ancak bu tekrarın sayısı, şiddeti, aralıkları
vb karakteristikleri bilinmeden yapılacak tekrarların zararlı olması da
kuvvetle olasıdır. Kişilerin kendi kontrollarında yapılabilecek tekrarların,
dışımızdakilerce -belli niyetlerle- yapılabilecek tekrarlardan (örn.
reklamlar, ideolojik indoktrinasyon gibi) ayrılması mümkün olabilirdi.


Koşullandırma,  herhangi bir bilginin diğer olası
seçenekleri sorgulama ihtiyacı duyulamayacak şekilde
belleklere
yerleştirilmesidir. Bunun başlıca yollarından birisi “tekrar” yöntemidir.

Kişinin,
yaşamın kendisine sunduğu çeşitli seçenekleri göremeyecek şekilde kör
edilmemesi için, koşullanmama hakkı bireyin yaşam hakkına eşit bir özenle
korunmalıdır.


Bu heyecan
verici tekniğin öğrenilmesi mümkün olabilirdi.

Siyaset alanından seçilmiş ezberler..

Siyasi Partiler’in (SP) asli işlevi halkın
sorunlarını çözmektir.


Halkın
kendi sorunlarını çözdüğü rejimin adı “demokrasi”dir. Bu ezber, demokrasinin
en temel dayanağını reddeder.

  SP,
halkın, sorunlarını (STK, sendika, vakıf, platform, meslek örgütü, üst
örgütlenmeler vbg yolu ile) çözebilmesi için  sahip olmaları gereken özgürlük ortamını sağlamak ve
taleplerinin uygulamalarını yine halkın istekleri doğrultusunda denetlemekle
görevlidirler. Bu ezber, bu asli görevin yapılmayışına yol açar.

  Halkın
sorunlarını halk adına çözme girişimleri kolayca çeşitli türde istismarlara
yol açabilir.


Halkın
sorunlarını kendisi mi yoksa SP mi çözecek?

 

 

 


Sorunları
halk adına SP çözecek ise, halk bazı yetkilerini (yani hak ve özgürlüklerini)
SP’e devretmelidir. Bunun otokratik rejimlerden farkı nedir?


Birden
fazla SP, aynı anda halkın sorunlarını çözme yarışına girerse bundan
doğabilecek sakıncalar neler olur?


Bu soru
sorulsaydı, SP daha anlamlı bir role (halkın sorunlarını çözmesi için uygun
ortam yaratmak) çekilebilirdi. Ülkemizde peryodik olarak sorunların çözülemez
duruma gelip sonra da darbelerin gerçekleşmesinde, SP’in kendilerini
konumlandırdıkları bu “halk adına sorun çözme” rolünün payı vardır. Halk bir
yandan da giderek sorun çözme kabiliyeti düşük bir duruma gelir.


Bu soru,
demokrasinin anlamının daha iyi kavranmasına, hak ve özgürlüklerine daha
sarılmasına yol açacaktı.

 

 


Halkın
bugün siyasetten soğumuş, siyasetçileri aşağılar durumda olmasının altındaki
kök nedenlerin başında, SP’in bu “halk adına sorun çözme” adını taşıyan,
aslında ise etkisiz ve istismara açık kabul yatmaktadır. Bu soru, siyasetin
de saygınlığına katkıda bulunacaktı.

TBMM çalışmalarında muhalefet partilerinin
önergeleri reddedilir; bunun aksi “gol yemek”tir.

Muhalefet önerilerinin kategorik olarak
reddi, olası katkıların göz ardı edilmesine, muhalefetin kendini dikkate
aldıracağı daha rahatsız edici yollar aramasına yol açar.


İktidar
partilerine mensup milletvekilleri, muhalefetten gelen önerilerden bazılarını
kabul etmenin niçin bu denli zafiyet sayıldığını kendi kendilerine ve grup
yöneticilerine sorabililirlerdi.


İktidar ve
muhalefet arasındaki ilişkiler, duygusal planda galip gelme düzeyinden akli
düzeyde daha anlamlı bir rekabete dönüşebilirdi.


Uzlaşı
kültürünün gelişmesine katkı sağlanırdı.

Hayvanlarla ilgili seçilmiş ezberler…..

Hayvanların duyguları yoktur; İnsanlar
hayvanlardan daha akıllıdır; Hayvanlar insanlar için var edilmişlerdir…vs


İnsan söz
konusu olduğunda son derece sevecen, nazik olabilen insanlar, bu ezber
nedeniyle hayvanlara her türlü kötü muameleyi yapabiliyor.


Hayvan
deneylerini savunanlar, bunların insanların iyiliği için yapıldığını öne
sürerek  kendilerini haklı
çıkarırken bir argüman olarak da yine bu ezberi kullanıyorlar.


Hemen
hemen tüm ezber kalıplarını sorgulamada kullanılabilecek anahtar soru burada
da kullanılabilirdi: Hayvanlara bu
kadar zalimane davranmayı haklı gösteren bu yargılarınızın doğruluğundan
nasıl emin olabiliyorsunuz
?


Kulaktan
dolma, doğruluğu konusunda akla, bilime uyan herhangi bir kanıtın bulunmadığı
bu tür kalıpların, başka canlılar ve varlıkların (taş, toprak, hava, su gibi)
var olma haklarını gasbetmemize yol açtığını; bunun da dönerek kendi
yaşamlarımızın sürdürülebilirliğini tehlikeye attığını idrak edebilir ve ona
göre davranırdık.

 

17 Şubat 12 Cuma

Yorum Gönder