SİNEKLER ÖLDÜRÜLMELİ Mİ?

SİNEKLER ÖLDÜRÜLMELİ Mİ?

Kavun karpuz mevsimlerinde daha da artan sinekler, her yıl yeni mücadele önlemlerini de beraberinde getirir. Geçmiş yıllarda, belediyelerin seyyar ilaçlama ekiplerince yılnız çöp kutularının ilaçlanması biçiminde sınırlı uygulanan bu mücadele yöntemi, sağlanan başarılardan (!) cesaret alınarak genişletilmiş, şimdilerde tüm havayı dumanlayarak daha etkin ve yaygın bir biçimde yürütülmektedir.

Bu tür sinek mücadelesi, sineklerin küçük hacimleriyle karşılaştırılamayacak kadar önemli ipuçları vermektedir.

Bunlardan en önemlisi, ne bu mücadeleleri yapanların, ne de bundan memnun olup sesini çıkarmayanların, ekoloji konusunda olmazsa olmaz denilebilecek düzeyde dahi bilgilerinin bulunmadığıdır.

Bu bilgisizliğin ucu, eko-sistem dengelerinin bütünüyle “değişmesi”dir. Bu değişme, insanlar için “bozulma”, başka yaratıklar için ise “yeni yaşam ortamlarının doğması” biçiminde olabilir. Örneğin, insanlar yok olurken, karıncalar, timsahlar ve kaktüsler çoğalabilir.

Çıkarılabilecek ikinci sonuç, Dünya’nın, yalnızca gözlerimizle görebildiğimiz kadar olup, onun da bütünüyle insanlar için yaratılmış olduğu inancının yaygınlığıdır.

Beş duyumuzun algılama sınırlarının, sonsuzluk içinde ne denli dar olduğunu idrak edebilenler, içiçe geçmiş ortamlar içinde -ve çoğundan habersiz olarak- yaşadığımızın farkındadırlar.

Üzerine ilaç sıkarak yok ettiğimiz sineklerle birlikte başka hangi yaratıkların da yok olduklarını, onların diğerleriyle nasıl bir etkileşim içinde olduklarını, bu yolla yarattığımız yapay mikro çevrenin nasıl bir dengeye sahip olduğunu, o yeni dengenin insan için ne denli uygun olduğunu bilmiyoruz.

Kabul edilebilir bir sınırın üzerindeki sinek varlığının rahatsız edici, hatta sağlığımız için zararlı olduğu tartışmasızdır. Ancak buradaki iki ince nokta vardır: Birincisi, kabul edilemez düzeyde çoğalmış bulunan bu sineklerin, hangi neden ya da nedenlerle çoğalmış olduğu, ikincisi ise o neden ya da nedenlerin, sineklerden başka zararlıları da üretip üretmediğidir.

Sinekleri öldürerek, gözümüze görünen nedeni yok ettiğimizde iki ayrı şey olmaktadır: sineklerin içinden, ilaca dayanabilenler seçilmekte ve böylece daha dayanıklı bir tür gelişmiş olmakta, diğer yardan da, sineklerin üremesine yol açan neden veya nedenler, insanları uzun süre rahatsız etmeden daha melun ürünler üretebilecek bir rahatlığa kavuşmaktadırlar.

Böyle bakıldığında, sineklerin aslında bir ekolojik denge göstergesi olduğunu, bunları öldürmenin gösterge aletini kırmaktan farkı bulunmadığını görebiliyoruz.

Hatta daha ileri giderek, ekolojik sistem denge bozukluğunun bu göstergelerinin, insanların büyük sistemle ne denli uyum içinde olduğunun bir göstergesi olarak Tanrı tarafından armağan edildiklerini dahi söyleyebiliriz.

İnsanlar sinekleri gözleyerek ve de aklını kullanarak, onların çoğalmalarına yol açan nedenleri ve onların da arkalarındaki nedenleri bulabilir ve dengeleri tekrar kurmanın çabası içine girebilir.

Sinekleri ilaçlayarak yok etmenin ikinci nedeni ise göz boyama ihtiyacıdır. Eko-sistem dengelerinin bilincinde olmayan kalabalıklar gözünde başarılı görünmenin başlıca çaresi, göze görünür sorunların “semptom”larını ortadan kaldırmaktır.

Kendisi ile başkalarının ve bugünü ile geleceğinin çıkarları arasında çatışma değil uzlaşma bulunması gerektiği bilincindeki insanların rejimi denilebilecek demokrasi, bu niteliklere sahip olmayan, “ben ve de şimdi” den başka bir şeye aldırmayan insanların elinde, bir “semptomları giderme, kaynaklara aldırmama” rejimi haline dönüşür. Bunun ise en yalın anarşiden farkı yoktur. Demokrasinin bu versiyonu, bu tür göz boyama işleri için son derece uygundur.

Doğal hayatı düzenleyen eko-sistemin yanısıra, onunla tamamen benzer yasalara göre işleyen sosyolojik eko-sistem de benzer “sinekler” üretir. Nedenlerine dikkat edilmediği takdirde, kullanılan mücadele“ ilaç” ları zamanla, o ilaçtan etkilenmeyen, “başkalaşım”a uğrayıp direnç kazanmış yaratıklar üretir.

Daha da kötüsü, o “sinekler”e yol açan nedenler, başka sosyolojik hastalıklar da üretir.

Bugün içinde bocaladığımız toplumsal sorunlar, işte böylece sosyo-ekolojik dengelerin bozulmasının sonunda ortaya çıkmış hastalıklardır.

İlaçla sinek mücadelesinden öğreneceklerimiz bu kadar değildir. Bellenmesi gereken son şey, hiç bir eko-sistem denge bozukluğu hastalığının, o dengeleri daha da bozarak giderilemeyeceğidir. Sistemin içine katılan her ilaç, rahatsız olduğumuz görüntüleri kısa süre için ortadan kaldırırken, mücadele edilmesi daha güç türlerin ortaya çıkması için bir katkı olmaktadır.

Pazar, 09 Temmuz 1999

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.