• Halkla etkileşim halinde toplu aptallaşma

    Toplum sorunlarıyla ilgili yazanlar, söyleyenler şu kalıbı iyi bilir: “Bunlar iyi de halkın anlayacağı dilden değil”. “Bunlar iyi de…..” yumuşatıcısı aslında cümlenin devamının acıtıcılığını azaltmak içindir. O bölümün tam tercümesi şudur: “Bu söylediklerinin ne olduğu belli değil, ben anlamıyorsam kimse de (yani halk) anlamaz. Benden bir şey istemeden bir şey verebiliyorsan söyle; belki işe yarar bir şeyler söylemek istiyor olabilirsin, ama benim de o kadar uzun dinlemeye vaktim yok”. Bu biraz kaba tercüme olsa da özünde hata yoktur.

    Peki bu yargı yanlış mıdır? Bence pek değildir. Zaten sorun da buradadır. 

    Bu hayali cevap, muhatabını aşağılama amaçlı değildir. Kişi, karşısındakinin söylemleri içindeki hiçbir şeyi anlamamış da değildir. Anlamamış olabilecekleri -o da muhtemelen yeterli dikkat vermediğindendir- kendi sözcük ya da kavram dağarcığı dışında kalmış olanlardır. Bir miktar zorlasa, birkaç geri dönüşle bütünü anlayıp o bütün içinde anlamaya çalışsa mükemmelen kavrayabilecektir. Ama derindeki sağduyusu, eğer kavrarsa halen yaptıklarından farklı bir şeyler yapmak zorunda kalacağını, bunun da yaşam konforu düzeninde değişiklikler yapması anlamına geldiğini fısıldamaktadır. Yani bütün mesele sonunda gelip, zaman bütçesinde yer açmaya ve yeni bütçenin getirebileceği konfor değişikliklerine razı olup olmamaya dayanır.

    Bir tahmin olarak şu ileri sürülebilir: Zaman bütçesinde yer tutan eylemlerin önemli bir bölümü (en az yarısı deyip de kimseyi üstüme sıçratmak istemem) sadece “korunma” amaçlı ve bilinçaltı tarafından otomatik üretilmiş tıkaçlardır. Bunlar olmasa, bu deliklerden “yararlı eylem zorunlukları” sızabilir ve kişinin rahatının bozulmasına yol açar.

    İyi de bu mekanizmanın olumsuz bir sonucu var mıdır; herkesin alıştığı şekilde yaşayıp gitmesinin ne gibi bir sakıncası olabilir?

    Bu sürecin sokaktaki ortalama yurttaş açısından hiçbir sakıncası yoktur. Tuzu çok kuru düzeydeki kesim için de bir olumsuzluk söz konusu değildir. Bir de ancak yaşamını sürdürebilen ya da sağlık sorunlarıyla haşır neşir (örn. engelliler) olanlar için yine bir sakınca yoktur. Sakınca, herhangi bir toplumun “rekabet okyanusundaki gemisinin yüzmesini sağlayan” tuzu hafif rutubetli kesim için söz konusudur.

    Söz konusu rekabetin motoru, toplumların harekete geçirebildikleri akıl yetkinliği düzeyidir. Herhangi bir toplum, daha yüksek akıl gücü harekete geçirebildiği takdirde, diğerleri -tabii hepsi değil, bu mekanizmanın farkında olanlar- derhal önlem alarak daha yetkin akıl üretebilmenin çarelerini bulmakta; bunu beceremeyenler ise ne denli mağdur olduklarını birbirlerine ağlaşarak denge(!) sağlamaktadır. Not: Bilinen denge sağlama araçları, fakirleşme, yüksek faizli borçlanma, varlıklarını ipotek etme gibi halkın aklı ermesi gerekmeyen yöntemlerdir.

    Sözü uzatmadan, tanımlanan sürecin kaçınılmaz sonucunun, toplu olarak ve giderek gemiyi yüzdürebilecek akıl düzeyinin altlarına doğru inilmek olduğu söylenebilir. Halk deyimiyle buna toplu -ama konforlu biçimde- aptallaşma denilebilir.

    Son bir soru ise bu ölümcül sürecin tetikleyicisi olarak tanımlanan “bunlar iyi de halkın anlayacağı dilden değil” savını ileri sürenlerin küçük (yani çok küçük) bölümünün, bu uyarıyı istirahatini sürdürmek için değil, tuzu rutubetli kesimin gerçekten anlamasını kolaylaştırmak amacıyla yaptıklarının nasıl anlaşılacağıdır.

    Ayırma ölçütü çok basittir ve İngiliz bürokrasisi yüzlerce yıl önce cevabını bulmuştur: Eleştiren, kendi önerisini de üretmek zorundadır.

    2 Ağustos 2021

    (1)  Bkz. http://tinaztitiz.com/2012/05/25/birseyyapmak-isteyenler-once-birsey-yapmamayi-bilmeli/