Sorun Nedir?

Gözlemler özneldir. Aşağıdaki satırlar da benim gözlemlerimdir, dolaysıyla özneldir. Katılır ya da katılmayabilirsiniz; o size bağlı. Katıldıklarınız, dolayısıyla bulunduğumuz minicik evren parçasında niçin mutsuz olduğumuz konusundaki tanılarınızı değiştirebilir ya da boş verebilirsiniz. Ama her gün üst üste koyup, daha iyi anlamaya çalıştıklarımı bilmek isteyebilirsiniz.

Adına kök sorun denilebilecek sorunlar birer sorun üreteci olduğu için çok sayıda soruna aynen kimyadaki elementlerin birleşip yeni sorunlar üretmeleri gibi  kaynaklık ediyor. Bu tür sorunlara birkaç örnek:

  • Akraba evliliği
  • Rasyonel ve kritik düşünme yetmezliği
  • Din istismarı (dini ve seküler ahlakın temel ilkelerinin (maxims) aydın kesimin ilgi alanı dışında kalmış oluşu)
  • Sorun Çözme Beceri yetmezliği (complexity management)
  • Sorgulama yetmezliği (koşulsuz doğrular)
  • Dil yetmezliği bağlamında:
    • Önemli bazı kavramların eksikliği (örn. hayalet ve kök sorun, korkmama özgürlüğü vb)
    • Önemli kavramların Türkçe karşılıklarının olmayışı nedeniyle yanlış anlama (örn. organizasyon, koordinasyon, demokrasi, rasyonel ve kritik düşünme vb)
    • Türkçeleştirilmiş kavramların ayırt etme güçlüğü yaratması (örn. çoğunlukçu ve çoğulcu demokrasi)
    • Köken bilim (etimoloji) dalına karşı genel ilgisizlik
  • Toplumun ortak kavram tabanı bulunmayışı
  • Çeşitlilikten arınmış tek tip ideolojiye göre insan yetiştirme amaçlı eğitim (dindar nesil),
  • Vizyon eksiği (birey, kurum ve toplum için)
  • Kadınsız toplum vbg.

Bu sorunların her biri onlarca soruna kaynaklık etmekte; fakat toplumun büyük çoğunluğu bu sorunlar, kökleri ve türevleri konusunda zihinsel bir netliğe sahip görünmüyor.

Sıralanan bu örneklerin ele alınması, üzerlerinde çözümlemeler yapılması, bu çözümlemelere dayalı çözümler geliştirilmesi için, toplumun tüm kesimlerince kullanılabilen bir araç üzerinde “geniş uzlaşı” kurmak, bu yollardan geçmiş medeniyetlerin kullandığı ortak bir yöntem.

Bu araç, yaşamımızın rasyonel (akılla kavranabilen) alanları olduğu kadar irrasyonel (sezgiyle kavranmaya çalışılan) alanları için de ipuçları elde etmek amacıyla kullanılabilir olan “akıl” olagelmiş; böylece akıl ve sezgi arasındaki ilkel çatışmalar, bu defa akıl ve sezgi bütünlüğüne dönüşmüş[1].

Toplumumuz, gerek sorunlarını anlayıp çözmek, gerekse arzularına erişme yolundaki engelleri aşmak için olsun, akıl (bilim) aracını yeterince kullanamadığından, karmaşıklık içinde rehbersiz yol bulmak gibi bir açmaz içine düşmüşdurumda.

Genellikle irrasyonel bir bütün olarak tekrarlana tekrarlana çoğunluk tarafından da öyle anlaşılan “din” kurumunca da kuvvetle vurgulanan akıl kullanımı, toplum yaşamına egemen olamamış, akıl’ın bıraktığı boşluk akıldışılık tarafından işgal edilmiştir. Bundan en büyük payı -tahmin edilebileceği gibi- din kurumu almışsa da, -toplum çoğunluğu açısından- bilim de büyük ölçüde payını almış; böylece akıldışılık toplumumuzun başlıca mürşiti (rehberi) haline gelmiştir.

Akıldışılık ikliminde üremiş / üremekte olan sorun stokumuz, günümüz Dünyasının hakim paradigması olan “sahip olun(a)mayan değerin, sahip olandan akıl (koz), riza (akıldışılık), kurnazlık (ticaret) ve/ya zor (askeri) yollarla ele geçirilmesi[2] uyarınca sorunları istismar et, yok ise yarat kuralınca artmaktadır.

Sorun stokumuzdaki bu artış, zaten kısıtlı olan Sorun Çözme Kabiliyetimizi[3] daha da zayıflatıyor, bu da dönerek sorun stokunun daha da artmasına yol açıyor. Tam bir spiral !

Bu kaotik iklimde üremekte olan gündelik sorunlar, birey ve kurumların dikkatlerini üzerlerine çekmekte, böylece en temeldeki akıl dışılık sorununa yönelmesini engellemektedir. Buna göre, ele alınmesi önerilen öncelikli sorun, “sorun’un tam olarak ne olduğunun ve de ne(ler) olmadığının anlaşılması”, sonra da uygun çözüm(ler) geliştirmeye çalışmak değil midir?

Toplumun çoğunluğu, gündelik sorunlardan umarsızca yakınarak rahatlama yolunu seçse de, daha yüksek nitelikli kesimler de benzer bir “şimdi ve burada çözüm” tuzağına (http://wp.me/p2t6mi-1PH) düşmüş görünüyor. Kısacası, sorun “akıldışılık sarmalı”dir.

Bu tanı sizlere tatmin edici görünmeyebilir. Ama bu aynen birisinin size kör olduğunuzu, gördüğünüzü sandıklarınızın belleğinizde –kör olmadığınız yıllardan- kalma görüntüler olduğunu söylemesine benziyor.

Olabilir mi?

Bir düşünün, ama iyi düşünün.

Ve tekrar tekrar düşünün.

Buna inandığınızda birçok çözüm yolu olduğunu, tek engelin, referandum sonucu gibi yanıltıcılar olduğunu göreceksiniz.

12 Mart 2017

 

[1]Bkz. http://tinaztitiz.com/3812/akil-sezgi-sarmali-parcalanirsa-ne-olur/

[2] Kısaca “Değer Transferi” (bkz. https://goo.gl/ctIYDq)

[3]Mukayese edilebilir ülkelere göre sorun çözme kabiliyetimizin belirgin biçimde düşük oluşu (Bkz. T.Titiz, Sorunların İntikamı, Sah. 23-24, Pegem Yayınevi, 2015), sorun stokumuzun azalmayıp artmasının bir nedenidir.

10 Yorumlar

    1. Sayın Tuğsuz,
      Öncelikle zaman ayırıp okuduğunuz, bununla yetinmeyip düşüncelerinizi ilettiğiniz için teşekkürlerimi sunarım.
      Üç başlıkta düşüncelerimi ileteyim:
      1. Linkini verdiğiniz videoyu evvelce izlemiştim. Sanırım dile getirilişi açısından yanlış formatlanmış ve gereksiz bir genelleme içeren, bir bilim unvanı taşıyan kişinin ifade dağarcığında bulunmaması gereken sözler. Bir de madalyonun öbür yüzü var: https://goo.gl/4dEOo4. Sanırım kasıt budur.

      2. Yazıma katılmaMAnın elde olmadığı yargınız benim açımdan sevindirici gibi görünse de, bugüne kadar Türkiye sorunları üzerine konuştuğum, yazıştığım kişilerden ne yazık ki çok azı ile “Toplumumuzun sorun çözme kabiliyetinin yetersizliği ve bunun kök nedenlerinden birisinin akıl araçlarını yeterince kullanmayışımız ve nihayet böylece kabaran sorun stokunun değer transferi paradigması uyarınca kullanıldığı” tanısı üzerinde bir anlayış birlikteliği geliştirebildim. Bu nedenle, “katılmamak elde değil” ifadesinin sizin nezaketinizin bir işareti olduğunu, gerçekte bir fikir birliğinin bulunmadığını çok iyi bildiğimi söylemeliyim.
      3. Dikkatinizi çekmiş olabileceği gibi, yazının bütünü “sorun’un ne olduğu” konusuna yoğunlaşmış, çözüm üzerinde durulmamıştır. Bu nedensiz değildir ve A.Einstein’in “bana Dünyayı kurtarmak için 1 saat verseler, 55 dakikasını sorunu anlamak, son 5 dakikasını ise çözüm bulmak için kullanırdım” sözüyle anlatmak istediği. “tüm sorunların en temel nedeni sorunun ne olduğunun anlaşıldığının sanılmasıdır” ilkesi nedeniyledir. Maalesef sorun, ilk cümlede kısaca dile getirilerek göz ardı edilebilecek kadar basit değildir.
      Eğer, enerjilerimizi (ve kaynaklarımızı) iyi tanımlanmamış sorunları çözme yolunda heba ediyor ve sorun tanımlamayı bu denli basite indirgiyor isek, sorunları niçin çözemeyip boyuna stoka sorun üretimi yaptığımızın bir nedenini -hatta başlıca nedenini- belirlemiş olacağız.
      Selam, saygı ve sevgilerimle

  1. Düşüncelerinize tamamiyle katılıyorum
    Sorun çözme kabiliyetinin yetmezliği; kök nedenleri aramaksızın ve çözülebilir kök nedenleri bularak onlara çözüm üretmek yerine, olumsuz sonuçlara geçici çözüm(ler) üreterek günü kurtarmanın benimsenmiş olması, sorunların da giderek katlanmasına neden olmaktadır.
    Akıl yürütebilecek, sorunlara bilimsel ve kalıcı çözüm üretebilecek kişilerin, düşüncelerini özgürce ve korkusuzca ifade edebilecekleri bir zeminde oluşturulamamıştır,
    “Sorun’un tam olarak ne olduğunun ve de ne(ler) olmadığının anlaşılması” na olanak sağlayan girişimlerin yetersizliği de,
    “ortak akıl ağını” oluşturabilecek girişimlere gerekli ortamın sağlanmasına, sağlansa bile yaygınlaştırılmasına da imkan vermemektedir.
    Yine de, “ortak aklın” benimsetilmesi ve “ortak akıl ağı” nın geniş kitlelere yaygınlaştırılması bilincinin geliştirilmesi sorumluluk sahibi hepimizin görevidir

  2. “Yaratılmışların en şerlisi aklını kullanmayanlardır.” Enfal-22

    “Hâlâ aklınızı işletmeyecek misiniz.?” Aliimran-65

    (Kur’an yüzlerce ayette akla atıf yapar, düşünmemizi ister.)

    1. Vedat bey yazı içinde deindiğim nokta da bu idi. Akla yapılan bu vurguya rağmen, dinin akılla ilgisiz bir alan olarak anlaşılagelmiş olması Bernard Lewis’in şu sözünün ne kadar haklı olduğunu gösteriyor: “Doğru soru, İslamın Müslümanlara ne yaptığı değil, Müslümanların İslama ne yaptıklarıdır”.
      Selam ve sevgiyle.

  3. Saygıdeğer Tınaz Bey, olayları, konuları bir filozof dahi seviyesinde teşhis etmek, sistemize etmek konusunda sanırım üzerinize yok!

    1. Mustafa bey satırlarınıza teşekkür ederim, ama bir tehlike bu iltifatlara inanma olasılığıdır:-))
      Sevgiyle.

  4. Yazınızdaki “akıl”, “akıldışı”, “sezgi” gibi kavramlar herkes için farklı anlamlar içerebilir. Özellikle özel bir anlam yüklediğinizi gördüğüm “sezgi” kavramı “akldışı” değil mi?
    Bunları açıklığa kavuşturursanız sevinirim.
    Saygılarımla,

    1. Haklısınız; yazı içinde sözünü ettiğiniz terimleri tanımlamadım (en azından ne kast ettiğimi kısaca açıklsam iyi olurdu).
      Tanımlarım şöyle:
      · Rationalism (https://en.wikipedia.org/wiki/Rationalism) akıl yürütmenin, “bilgi”nin esas kaynağı olduğu (bunu akılcılık olarak kullanıyorum),
      · Irrationalism (bkz. http://bit.ly/2n4xBMH, 19ncu yy ve 20.yy başlarındaki bir felsefe akımı olup, insan yaşamının kavranması konusunda, rasyonel düşünmenin ötesine geçmenin gerekliliğini savunur)
      · İrrasyonel alan içinde en az iki bileşen olduğunu, bunların:
      1. Aklın denetiminde kullanıldığında bilgi (ya da en azından bilgi için ipuçları) verebilecek “sezgi” (intution).
      2. Mantıksız, aptalca, saçma, birbiriyle ilişkisiz ve hiçbir şekilde akıl denetimine tabi olmayan “akıl dışılık” (belki fantastik, ahmakça vb karşılayabiilir)
      · Akıl ve sezginin etkileşimi, http://wp.me/p2t6mi-Zu adresindeki yazıda oldukça net açıklanıyor. Bu konuda bir de PhD tezi var (bkz. http://bit.ly/2n4pbVI).
      · Buna göre “akıl dışılık” ile “sezgisellik” epey farklı. Temel fark da “akıl denetimi”nden kaynaklanıyor.
      Teşekkür ederim.

Yorum Gönder