• Koşullanmama Hakkı..

    Bu konuda yazdığım birkaç yazı nedeniyle bildiğim, “koşullanma” denilince birçok kimseden geleceği garanti olan “koşullandırma olmadan eğitim olmaz” itirazıdır.

    Eğitim’in koşullandırma ile özdeş sayıldığı uzun yıllar boyunca sadece ülkemizde değil hemen tüm toplumlarda eğitim, egemen kesimlerin değerlerinin -koşullandırma yoluyla- zihinlere kazınması, bunun yanısıra, o kesimlerin ihtiyaç duydukları insan profilinin yetiştirilmesi anlamına geldi; halen de gelmekte. Bu müşterek kabul görmüş sürecin temelini de, insanoğlunun bir beyaz sayfa (tabula rasa) olarak dünyaya geldiği ve kendi haline bırakılırsa yanlışa-kötüye-çirkine yöneleceği varsayımı oluşturuyor.

    Öyle ya, küçücük bir çocuk -eğer koşullandırılmaz ise- nasıl bir kişilik oluşturur ve gereksinimi olan bilgi-beceri-tutum-davranışları (BBTD) nasıl kazanabilir? Birileri (aile ve okul), bu ihtiyaçları çocuğun zihnine -silinmeyecek şekilde- kazımalıdırlar!

    Anlaşmazlığa yol açan kritik nokta burasıdır: Zihne kazımak!

    Çocuğun dünyaya geldiği -hatta muhtemelen ana rahmine düştüğü- andan itibaren, organik ve sosyal yaşamını sürdürebilmesi için gereksindiği BBTD’lar olduğu bellidir. Mesele bunların edinilmesi sürecinin “zihne kazıma” yoluyla mı yoksa bir başka yolla mı yapılması gerektiğidir.

    Geleneksel anlayış birincisinden yana olup, bu anlayışın uygulama aracı da “tekrar” denilen usuldür. Bunun alternatifi ise, kişinin (çocuk ve/ya erişkin) Zengin Öğrenme Ortamları içinde bulunmasına ve bu ortamlarda doğru rol modelleriyle karşılaşmasına özen gösterilmesinden ibarettir.

    Koşullanmama hakkı ilk anda kuşkuyla karşılanabilen bir kavram olabilir. Eğer, bu kavramdan değil de şu ilkeden hareket edilirse, bu hakkın ne denli temel bir insan hakkı olduğu kolayca görülecektir: Her insan, öğrenmek isteyeceklerinin kaynağını özgürce seçebilmelidir.

    İnsan fıtraten öğrenme eğilimlidir. İhtiyaçlarının gerektirdiği BBTD’ları doğal bir kolaylıkla öğrenir. Bunu da içinde bulunduğu Zengin Öğrenme Ortamları içindeki doğru rol modelleri aracılığıyla yapar. Eğer bu sürecin içine herhangi bir nedenle -ideolojik, dini, siyasal, kişisel vbg- kişinin ihtiyaçları dışındaki farklı ihtiyaçlara ilişkin müdahaleler girerse, doğal öğrenme sürecinin sihiri bir anda bozulur ve eğitim bu defa bir melanet üretme sürecine dönüşür.

    İnsanlarımızı koşullandırmaktan vazgeçelim. Eğitim kadrolarına, zihinsel taciz sayılabilecek “zihnine kazıma” yönteminin tehlikelerini farkettirelim. Unutulmasın ki, zihne kazınmış BBTD’lar kolayca üzerine kazınacak yenilerine zemin hazırlar. Bunun insan dahil hiçbir canlıya yapılmaması gerekir..

    20 Haziran 2012

     

  • Yenilenen www.tinaztitiz.com: Neler Değişti?

    1998 yılında Erdem Önol tarafından tasarımlanıp devreye sokulan site, zaman içinde –birazı değişen teknolojiler, birazı da yeni istekler nedeniyle- 2006 yılına kadar geldikten sonra, Ergün Aydalga‘nın katkılarıyla barındırma kuruluşunun alt-yapısına uyumlandırıldı.

    Bütün bu süreç içinde Serkan Aydın‘ın zaman zaman devreye girmesiyle çözülen sorunlarla bugünlere geldik.

    Nihayet 2012’ye geldiğimizde, daha yeni web tasarım yöntemlerini içeren bir tasarım Mert Nuhoğlu‘nun elinden devreye girmiş bulunuyor.

    Neler yenilendi?

    Aradan geçen 18 yıl içinde gelişen web teknolojileri yanısıra, bu site aracılığıyla paylaşmak istediğimiz konularda da değişimler oldu. Çalışma Alanları Haritası‘nda görülen başlıkların bir bölümü aynı kalsa da, hemen hepsinin içeriklerinde zamana bağlı gelişmeler oldu.

    Başlıklar itibariyle özetlemek gerekirse:

    • e-posta abonelik formu,
    • RSS abonelik linki,
    • İçerik arama kutusu,
    • Facebook ‘like’ kutusu,
    • Twitter güncellemeleri kutusu,
    • Güncel / popüler mesajlar kutusu,
    • Yorumlar kutusu,
    • Arşiv,
    • Blogroll (başka bloglara linkler),
    • Sayfa altına, açılır abonelik formu,
    • Her sayfaya ‘paylaş’ butonları,
    • Blog’a e-posta ile abone olan kullanıcılara, otomatik olarak yeni mesajlar gidecek.

    Önerilerinize ihtiyaç var..

    Her şeyin bir “temel varlık nedeni” olmalı. “Şort ve kepin misyonu var da..” adlı yazıda bu konu işlenmişti. Bu durumda şu iyi bir soru olurdu: Bu blog’un misyonu (temel varlık nedeni) nedir? Bu soru’nun yalın bir cevabı vardır: Bir kişinin birikimlerini saklayıp, gereksinim duyacaklarla paylaşabileceği bir kumbara oluşturmak!

    Bu bağlamda şekil ve/ya içerik açısından önerileriniz, kumbaranın işlevselliğini artıracaktır.

    Saygılarımla,

    M.Tınaz Titiz

    19 Haziran 12 Salı