USGS VE AKUT DABAŞBAKANLIĞA BAĞLANMALIDIR..

Beklenen İstanbul depremi, bir dizi önlemin yanısıra örgütlenmeye yönelik girişimleri de gündeme getirdi. Bu ihtiyacın duyulma nedenlerinin başında, depremle ilgili kurumların çokluğu, ama aralarındaki  koordinasyonun ise zayıflığı gelmektedir.

Bir yanda devletin resmi kurumları -Afet İşleri Genel Müdürlüğü, Türkiye Acil Durum Yönetimi Genel Müdürlüğü, MTA -, bir yanda askeri kurumlar – Harita Genel Komutanlığı-, bir yanda TPOA gibi dolaylı da olsa ilgili bir şirket, bir yanda ise akademik kurumlar – İTÜ, ODTÜ, Boğaziçi gibi üniversitelerin deprem araştırma enstitüleri- ve belki daha bir çok kurum var.

Bunların tabi oldukları mevzuat, amaçları, yönetim biçimleri, bütçe kaynakları farklı; ama deprem açısından bakıldığında da belirli bir eşgüdüm içinde çalışmaları gerekiyor.

Dolayısıyla bunların bir şemsiye örgüt altında -örneğin Türkiye Jeoloji Kurumu – toplanarak, başbakanlık gibi tüm yetkileri elinde bulunduran bir makama bağlanması en doğal çözüm olarak akla gelmiş bulunmaktadır.

Ancak bu çözümün eksik yanları vardır. 17 Ağustos ve sonraki ve hattâ Türkiye dışındaki depremlerde dahi en etkin kurumların başında gelen bir AKUT var. AKUT, statü itibariyle bir dernektir ve yukarıda sayılanlarla aynı kefeye koyulamayacak kadar farklı bir statüdedir. Bir devlet kurumu değildir ama devletten daha etkin işlediği herkes tarafından görülmüştür.

Dolayısıyla AKUT’un da bir özel kararname ile aynı noktaya -Türkiye Jeoloji Kurumu üzerinden başbakanlığa- bağlanmasında yarar vardır.

Sorunun bu kısmı -biraz zorlama ile de olsa- çözüme kavuşturulduktan sonra en büyük sorun gündeme gelmektedir: Bilindiği gibi, uzmanlığı, deneyim birikimi ve birçok açıdan, deprem alanında tüm dünyanın en saygın kuruluşlarından birisi USGS (US Geological Survey)’dir.

Bu kuruluşun T.C. devleti ile herhangi bir bağlantısı yoktur, ama olayların içinde inkâr edilemez bir ağırlığı vardır. Açıkçası -ne denli uçuk görünürse görünsün-, USGS’in de bir biçimde yukarıdaki şemsiye örgütlenmesine dahil edilmesinde sayısız faydalar vardır.

Bunun nasıl mümkün olabileceği örgütlenme uzmanlarımızın konusudur. Amerikan hükümetinin bu konuda ne diyeceği, böyle bir şeye nasıl razı olacağı, emeklilik sistemlerinin birleştirilmesi ve benzeri birçok teknik ayrıntı vardır, ama bir yol bulmanın ne denli yaşamsal olduğu da unutulmamalıdır.

Hattâ, hazır el değmişken, depremle ilgili tüm örgütlenmeleri de-Kadıköy Semt Gönüllüleri Girişimi, Cihangir Derneği ve benzeri girişimler- Türkiye Jeoloji Kurumu şemsiyesi yoluyla başbakanlığa bağlamak tek çözüm olarak ortaya çıkmaktadır.

…Neyse, şakanın tadını daha fazla kaçırmamak için,  Kandilli Deprem Araştırma Estitüsü ve depremle ilgili farklı statüdeki kuruluşları bir çatı altında toplama girişiminin nereden kaynaklandığına bakalım.

Çünkü olay yalnız jeoloji ve depremle sınırlı olmayıp, bütün alanlarda mevcut olan “çok paydaşlılığın yönetimi” konusudur.

Küreselleşmenin yanında, içinde ya da karşısında olunsa da, hemen bütün süreçlerin çok paydaşlı -hem de bir bölümü yurt dışı paydaş olmak üzere- hale geldiği bir gerçektir. Bunun yanında, sivil toplumun artan etkililiği, onu da süreçlerin ayrılmaz bir parçası haline getirmiştir.

Bütün bu gelişmelerin sonunda bugün ortaya çıkan tablonun özeti şudur: yerli ve yabancı -bu deyim dahi anlamını kaybetti- ve de farklı mevzuata, farklı amaca, farklı vizyona sahip çok sayıda kuruluş, kaotik görünümlü bir etkileşim içinde mal ve hizmet akımları yaratıyorlar.

Her toplumun -dikkat ülke dahi diyemiyorum- karşı karşıya bulunduğu sorun, bu çoklu akımlar içinde boğulmadan onlarla etkileşebilmek ve bu etkileşmeden yarar sağlamak ve katkıda bulunabilmek (çünkü yalnız yarar sağlamak uyanıklığı mümkün değil ve yalnız katkıda bulunma saflığı da söz konusu değil).

Bu, bu akımları emir-komuta ya da hiyerarşik piramitler yoluyla yönlendirerek mümkün değil. Aksi halde AKUT ya da USGS’i başbakanlığa bağlamak gibi -sonuçları itibariyle gerekli, olabilirliği açısından ise kabul edilemez- çözümler kaçınılmaz olmaktadır.

Bununla beraber, örgütlenme konusundaki kültürümüzün oluşmasını ve güncellenmesini sağlamakla yükümlü akademisyen-bürokrat-politikacı sınıfımızın bugün için önümüze koyabildiği model, yüzyıl öncenin Prusya ordusunda kullanılan -ki modern ordularda dahi daha esnek modeller kullanılmaya başlandı- “hepsini tek tepeye, o tepeyi de en tepeye bağlamak” şeklinde özetlenebilecek olan modeldir.

Ağ Temelli Yapılanma ise, birbirinden farklı ülkelerdeki, birbirinden farklı alanlardaki, birbirinden farklı statüdeki kuruluşları, her birinin mevzuat sınırlamalarına uyarak ve her birinin misyon, vizyon, öz-değer ve  bağımsızlıklarını koruyarak etkileşim (bkz. http://www.tinaztitiz.com/yazi.php?unqid=7b61bd1d91dd309f46f8ec0627eac17f)  içinde bulunmalarına imkân tanıyan bir örgütlenme biçimidir.

Karmaşık ilişkileri yönetmek durumunda olanların, o karmaşıklığa cevap verebilecek tekniklerden haberdar olmaya çalışmalarını öneririm.

Salı, 09 Nisan 2002

 

 

Yorum Gönder