Hastaneler birleşti, neler birleşmedi?

SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığına devri yıllardır konuşulurdu, nihayet devredildi, SSK ve devlet hastaneleri birleşmiş oldu.

Birleşmeden yana olanların savunusu “farklı bakanlıklara bağlı kurumların farklı tellerden çalacağı, aynı telden çalmaları için aynı bakanlığa bağlanmalarının zorunluğu” mealindedir.

Birleşmeye karşı olanlar ise SSK hastanelerinin işçilere ait olduğunu (ne demekse), işçilerden yapılagelen kesintilerle kurulan bu hastanelerin onların ellerinden (!) alınamayacağını savunmaktadırlar.

Her iki tarafın savunuları da temelsizdir. Bu ikinci dayanağın çürütülmesi çok kolaydır. Birincisi SSK hastanelerinin -bir kısmının- kuruluşunda işçilerden kesilen SSK pirimlerinin payı vardır, ama gerek geri kalanların kurulması gerekse işletmesi daima bütçeden karşılanmıştır.

İkincisi, toplumun her kesiminden yapılan özel kesintiler karşılığında oluşturulan kurumların o kesimlere ait olması diye bir saçmalık olamaz. Bu takdirde her kesim kendinin olduğunu iddia edeceği kurum -hattâ inşaata- sahip çıkmaya kalkar.

Üçüncüsü, SSK da bir kamu kuruluşudur ve devletin bir bakanlığına bağlıdır. Bakanlıklar toplum kesimlerine tahsisli olarak değil, genel idari ihtiyaçlara göre kurulurlar. Çalışma Bakanlığı (uzuncası Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı) işçilere ait olmadığı gibi Sağlık Bakanlığı da memurlara ait değildir.

Dördüncüsü, SSK hastanelerinin devlet hastanelerine göre daha iyi hizmet verdiği gibi bir iddia ya da gerçek varsa, israr edilmesi gereken herhalde o iyi sistemin devlet hastanelerine de yaygınlaştırılmasını istemektir.

Daha başka olmazlar da bulunabilir ama vakit kaybından başka bir işe yaramaz.

Gelelim birleşmeyi savunanların gerekçelerine: Önce basit bir soru: Birleşme ne demektir? SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığına bağlanması ise “bağlanma” ne demektir?

Bunun, “SSK hastanelerinin personelinin -maaş, tayin, terfi vbg- özlük işlemlerinin Çalışma Bakanlığınca değil Sağlık Bakanlığınca yapılacağı” demek olduğunu, yoksa ameliyatların bundan böyle Sağlık Bakanlığının ideolojik tercihlerine göre yapılacağı anlamını çıkarmanın -hem de koalisyon dönemi olmadığına göre- pek doğru olmayacağını anlıyoruz.

Peki şimdi yine akla ziyan gibi görünebilecek bir soru: iki grup hastaneyi aynı bakanlığa bağlamanın ne gibi yararları olabilir?

Herhalde en güçlü iddia “havuz sistemi” oluşturulacağıdır. Yani, çok sayıda hastaya, toplam açısından kısıtlı imkânların tahsisinde aynı bir merkezden yönetilen sistemin daha yüksek verimle cevap verebileceği iddiası.

İşte, işin püf noktası buradadır. İki grup hastanenin aynı bakanlığa bağlanması, bu “ihtiyaçlara daha yüksek verimle cevap vermesi” amacını gerçekleştirebilecek bir araç değildir. Bambaşka araçlara gerek vardır.

Nitekim, hergün TV’lerde izlediğimiz saatlerce ambulans bekleme olayları da göstermektedir ki, aynı merkeze (örneğin Sağlık Bakanlığı, Çalışma Bakanlığı, Belediye ya da bir başka merkezi kurum) bağlı ambulanslar arasında -yukarılarda anılan- “bağ” yoktur. Neredeyse her ambulans ayrı bir merkezden yönetilmektedir.

Sık sık, bir kurumda -hatta özel kurumlarda- kaybolan evraklarımız için, “öbür arkadaş şey yapmış benim haberim yoktu” şeklinde cevaplar alırız. Ambulans gecikmesi ve evrak kaybolması arasındaki bağlantı, SSK ve Devlet Hastaneleri açısından ve de tüm kamu ve özel kurumlarımız -ve şirketlerimiz- için geçerlidir.

Bir yarar elde edebilmek için önce sorunu doğru tariflemek gerekir. Sorun, çeşitli amaçlarla (yani ihtiyaçlarla) kurulmuş kurumlar, hattâ aynı kurumlar bünyesindeki birimler arasında işlevsel bir işbirliğinin kurulamayışıdır.

Eğer bir hastaya hangi SSK hastanesinde uygun yer ve tedavi imkânları olduğunu, o hastaneleri tek tek dolaşmadan ve de yetkilileri ile mecelleşmeden bildirebilecek bir koordinasyon ağı yok ise -ki yoktur-, bu hastaneleri Sağlık Bakanlığına “bağlayarak” bu sorun çözülebilir mi?

İhtiyaç olan, bir koordinasyon ağı sistemi tanımlayıp hayata geçirmek, yapılan ise iki ayrı hastane grubunun aynı bakanlığa bağlamaktır. İhtiyaç ile yapılan arasında bir bağ yoktur.

Benzer sorun cankurtaranlar için de geçerlidir. Aynı bir kurumun farklı hastanelerinde bulunan cankurtaranları ihtiyaçlara göre yönetebilen bir ağ sisteminiz yoksa o kurumu sağlık bakanlığına bağlayarak sorunu çözebilir misiniz?

Bu şekilde düşünülerek şu noktaya gelinebilir: Mesele hangi hastanenin hangi bakanlığa bağlı olması değildir. Hattâ, hastanelerin bakanlıklara bağlı olması da değildir. Çeşitli kurumların -belediyeler, özel idareler, sendikalar, özel hastaneler, şirketler, vakıflar vd- ellerinde çeşitli nitelik ve nicelikte tedavi imkânları vardır. Bunları aynı bir bakanlığa bağlamak hem mümkün değildir hem de son derece gereksizdir.

Yapılması gereken, her imkânı yerinde muhafaza etmek, fakat:

(1)Tüm tedavi imkanlarının belirli tıbbi ve işletmecilik standartlarında hizmet üretmesini sağlamak,

(2)Bu imkânların ihtiyaçlara tahsisinde akılcı ve verimli bir “tahsis algoritması” çevresinde tüm bu kurumlarla uzlaşı sağlamak,

(3)Bu algoritmanın işleyişini denetlemektir.

Sağlık Bakanlığının teknik otoritesi sayılan bu 3 gereklilik için de gerek ve yeter koşuldur. Sağlık Bakanlığının tam olarak işi budur.

Böylece ister kamu ister özel, ister SSK isterse Devlet hastanesi ya da bir yerel idarenin küçük kapasiteli sağlık tesisi olsun tüm imkânlar bir yerlere “bağlanmadan” tek elden yönetiliyormuş “gibi” koordinasyon içinde ihtiyaçlara tahsis edilebilir.

Aksi halde, her kurum başkalarıyla imkân paylaşmaya yanaşmadan vergilerden aldığı paylarla kendi kesimine en iyi hizmeti vermeye kalkar ki bu Türkiye değil en zengin ülkelerin dahi katlanamayacağı bir israf olur.

Sonuç: Hiyerarşik “bağlama”lara gitmeksizin -ki bir işe yaramazlar- ağ sistemleri kurmayı, bu sistemlerin gerektirdiği etkileşim anlayışını (http://tinaztitiz.com/3302/biz-icatci-insanlariz/) içimize sindirmeyi öğrenmek zorundayız.

Çarşamba, Mart 16, 2005

Yorum Gönder