“ÇETE” ANATOMİSİNİ İYİ ANLAMALIYIZ!

Eski Yunan Tanrı sistemi durup dururken ortaya çıkmamıştır. İnsanlar çevrelerinde olup biten olayları açıklamak ihtiyacıyla sürekli teoriler geliştirmek, sonra da bunların olayları ne genişlikte açıklayabildiğini test etmek dürtüsüyle çeşitli Tanrılar tanımlamışlardır. Sonuç bu sistemin terkedilmesine varmışsa da, zamanında çok işe yaradığı, çok karmaşık bir çok olayı anında açıklayabilmiş olduğu da kuşkusuzdur.

Günümüzde terkedilen bu “olayları açıklama” yöntemi ülkemizde halen geçerliğini korumakta, mühendislikten ekonomiye, tıptan sosyal bilimlere kadar birçok alanda başarıyla kullanılmaktadır.

Karayollarında can ve mal kaybına neden olan olayları birçok gelişmiş ülke hala tam önleyemez ve bunlara gayet sofistike çözümler geliştirmeye gayret ederken, Türkiye’de sorun çözümlenmiş, eski Yunan Tanrılarının geliştirilmiş bir sürümü olan “canavar”lar yoluyla olay açıklanmıştır.

“Çete” adıyla adlandırılan olgu da, canavar’ın özel durumundan başka bir şey değildir. Birçok karanlık olayı açıklayıp misyonunu tamamlayan “canavar” ile karşılaştırıldığında “çete”, abaküs ve mikroişlemci arasındaki kadar fark yaratmıştır.

İşte bu nedenle, “çete” denilen olgu üzerinde daha dikkatli durulmak gereği vardır. Nasıl ki deprem felaketlerinden Yunan mitolojisi’ndeki Poseidon sorumlu tutulamazsa, çetelerin sorumlu olmadığı birçok sorun da onların üzerine yıkılıp kaçılamaz.

Bulgarca “çeta” (orduya ait olmayan küçük ve silahlı birlik) sözcüğünden Türkçeye aktarılmış bulunan bu kavram orijinal anlamından epey sapmış, herhangi bir melanet alanında icrayı sanat etmek amacıyla bir araya gelmiş silahlı ya da silahsız küçük toplulukları ifade etmeye başlamıştır. Çete kavramının tam anlaşılabilmesi için ilk sorulması gereken soru, çete’nin nerede başladığı ve nerede bittiği, bir diğeri ise çete’nin eylemlerinde kullandığı metodolojidir.

Gerek orijinal gerekse kaymış anlamına göre çete, mutlaka birden fazla kişiden oluşması gerekir. Bununla beraber bu kişilerin mutlaka el ele dolaşmaları gerektiğine ilişkin bir zorunluk yoktur. Hatta düşünülürse, böyle bir eleleliğin çeteyi derhal deşifre edeceği ve bu nedenle de birlikte bulunmaması gerektiği de hemen anlaşılacaktır.

Aynı üniformayı giymek, benzer şivede konuşmak, daima benzer iddiaları savunmak gibi, “çetenin tanınmasına yol açabilecek” her türlü ipucundan kaçınmanın, çete olabilmenin olmazsa olmaz koşullarından olduğu da kısa bir akıl yürütmeyle bulunabilir.

İyi bir çete, birbiriyle ilişkisi yokmuş gibi görünen, ama gerçekte aynı amaca hizmet eden tutum, davranış ve eylemlerde bulunan kişi ve kurumlardan oluşmalıdır. Hırsızlık, yol kesme ve benzeri alanlarda çalışan çetelerde çok önemli olan misyon, vizyon ve değer birliği, çete üyelerinin söylem birliği içine girmelerine ve dolayısıyla çabucak teşhis edilmelerine yol açar. İşte bu nedenle bu tür basit çeteler teşhis edilmemek için saklanmak zorundadırlar. Çete teşkili ve işletmecilginde ileri gitmiş toplumlarda ise tam aksine olarak tüm çete ögelerinin, çete misyonu, vizyonu ve değerlerinin benzemezliğinin temini çok önemlidir. Bunun için, takiyye gibi yöntemlerin yanısıra, çeteye dahil olduğunu bilmeyen kişi ve kurumların da çetelere katılması ve çağdaş örgütlenmenin bilinen metodu olan “sanal ağ” teşkil edilmesi yoluna gidilir. Bu nedenle de saklanmak gibi bir gereklilik olmadığı gibi, elini kolunu sallayarak ortalıkta dolaşmak neredeyse zorunludur. İşte, toplumumuzda hemen her olayı çetelerle açıklayan birçok vatandaşımızın bizzat birer çete üyesi olmalarının teorik temelleri böyledir.

Çete oluşumlarıyla ilgili olarak sorulması gereken ikinci soru, çetenin oluşum koşullarıyla ilgilidir. Şu soru kritiktir: İsteyen bir ya da birkaç kişi, gönüllerinin çektiği bir konuda çete oluşturabilirler mi? İlk anda, “tabi kurabilirler, bunu düzenleyen bir yasa mı var?” diyenler çıkabilir. Ama kazın ayağı öyle değildir. Anayasa bile yorum cambazlığı gibi nedenlerle çiğnenebilir, ama çete teşkili ile ilgili yazılı olmayan kanunlar çiğnenemez.

Bir çetenin oluşabileceği alanlar, toplumun onayına tabidir. Toplumun onayından geçmemiş bir alanda, ne denli gözü kara olursa olsun hiç kimse çete kuramaz. Kurmasına kurar ama birkaç günde dağılır gider, yani uzun ömürlü olamaz.

Toplum, bir çetenin var olup olmamasına, benimsediği değerlerle onay verir ya da vermez.

Nasıl ki bir evde üreyen böcekler, böceklerin arzusu yoluyla değil de o ev sahibinin pasaklılığı yoluyla oluşuyorsa, çeteler de toplumun çeşitli değerlerinin yarattığı iklim içinde var olabilir ya da olamazlar.

Eğer bir çete var ise, orada bazı değerlerde sorunlar var demektir. Değerleri bozulmamış bir yerde kimse çete kuramaz. Buna “çete kurmanın altın kuralı” denilebilir!

Türkiye’nin en büyük 4 üniversitesinden birisinin, içinde yaklaşık 100 kişinin görev yaptığı saray yavrusu rektörlük binasındaki tuvalet, yalnızca rektör tarafından kullanılabiliyor. Burada, bilgi toplumu ile ilgili olarak yapılan bir toplantıya çağrılan davetlilere ise yandaki bir binanın tuvaleti gösteriliyor. Orada ise kapının üzerinde şu yazıyor: sular akmadığından dolayı tuvalet kapalıdır! Bu basit görünüşlü olayın çetelerle ilişkisi ilk bakışta görülemeyebilir. Ama çok ilişkilidir.

Her sorununun tek nedeni olarak okul eğitiminin yetersizliğini görüp kaynaklarını bu yolda mobilize etmiş olan ülkemizde, bu basit (!) olay çok değerli bir yol göstericidir. İnsanlarımızı okutup hepsini birer profesör yapsak, 59 üniversitemizi kurduğumuz illerimizin her birini birer İstanbul yapsak, sonuçta varacağımız yer, tuvaletin ve suyun önemini anlamamış ama beklentileri, iddiaları, tafraları, ihtirasları artmış bir sürü yardımcı çete üyesi oluşturmaktan ileri değildir.

Çetelerin yok edilmesi, temizlenmesi gibi isteklerimizi gözden geçirmeli, hangi çetelerin üyeleri olduğumuzu keşfetmeye, ondan sonra da gerçek mücadele yöntemlerini bulmaya çalışmalıyız.

28 Eylül 2001

2 Yorumlar

  1. Tınaz bey,

    Aklınıza sağlık; anlaşılabilmesini ve yaygınlaşmasını dilerim.
    Farklı deneyimlerden edindiğim; bazen en çok onaylamış görünenler, en yakın duyumsadıklarımız vbg, uygulamalarda en çok çelişkiye düşenler olabiliyor 🙁 Nedenleri? Çok boyutlu olsa da, en güçlülerini siz açıklamışsınız:

    http://tinaztitiz.com/3624/zihinsel-virusler/ linkindeki özellikle de ilk maddeden; No 1-“BAŞKASI YAPMASIN, BEN DE YAPMAM” başlayarak en düzgün oluşumlar “NASILSA BAŞKASI YAPAR, BEN BU FIRSATI NİYE KAÇIRAYIM.” kurnazlığı = akılsızlığı ile ezilip geçiliyor.

    Ancak, umutsuzluk zihni tıkar, arayışlara ve araştırmalara devam etmek doğrusu olsa gerek..

    BAA(Bileşik Akıl Ağı) içindeki linklerden birinde şöyle yazıyordu:

    “Felsefemiz basit: “Her zaman bir çözüm vardır.”

    Sadece bir sorun zor olduğu için ya da insanlar daha önce bir çözüm bulamadıysa, böyle bir çözüm bulunmadığı anlamına gelmez. Bu, soruna doğru bakılmadığı anlamına gelir.”

    Saygılarımla,

    A.Şükran Demiralp

Yorum Gönder