Bu yolun dönüşü var mı?

Bu sabiti unutmayalım

İTÜ’ye davet edilen dünyaca ünlü bir bilim adamını dinlemeye 4 (yazıyla dört), aynı saatte üniversiteye konferans vermesi için çağrılan şarkıcı Hülya Avşar’ı izlemeye ise 600 (yazıyla altıyüz) öğrenci gittiğini gazetelerde okuduk.

Değerli bilim adamımız Prof. Celal Şengör ise bu olayın ardından üniversiteden ayrılma kararı vermiş ve gerekçe olarak da bu 4/600 oranını göstermiş.

Bu yazıyı, bu kararın gerekçesi olarak gösterilen ve büyük bir olasılıkla bu tarihten sonra bilim dünyasında avşar sabiti olarak anılacak olan 0.00666666.. oranına karşı yapılan yanlış muameleyi eleştirmek için yazıyorum.

İki ayrı haksızlık

İlk söylenmesi gereken, şarkıcıya karşı -örtülü de olsa- yöneltilen eleştirinin haksızlığıdır, hem de birkaç yönden. Vatan Gazetesi yazarlarından Selahattin Duman’ın da gazetedeki köşesinde yaptığı mükemmel analizde belirttiği gibi, Hülya Avşar yerine Müslüm Gürses ya da Gamze Özçelik de “davet edilmiş” olsaydı yine aynı şey olur, hatta bu 0.00666’lık oran da tutturulamayabilirdi. Dolayısıyla Hülya Avşar’a haksızlık edilmiştir.

İkincisi ve çok daha önemlisi, teşekkür edilmesi gereken bir kişinin aşağılanması meselesidir. Bir an için, 0.00666 yerine mesela 1’den büyük bir başka oranın gerçekleştiği varsayılsın; olmayacağını ben de biliyorum ama bir an için olabileceği düşünülsün. Bu takdirde bilim dünyamız ve okur-yazar kesimimiz ne düşünecekti?

Düşünülecek olan bellidir: “aman ne iyi, bilim adamına gösterilen ilgi şarkıcıya gösterilen ilgiden daha büyükmüş; o halde bilimde önemli bir mesafe almışız; o halde muasır medeniyet düzeyine erişilmiş bulunmaktadır” filan. Bunun ne kadar yanıltıcı olacağını bırakınız bilim dünyasını sokaktaki insanlar bile anlayabilir.

Hülya Avşar -bilerek bilmeyerek- bilimde geri kalmışlığımızın nedenlerini doğru dürüst analiz etmemiz için mükemmel bir fırsat yaratmıştır. Kendisine müteşekkir olmak varken aşağılanıyor. Bu da iki.

Göstergeleri kırmayınız

Herhangi nedenlerle kontrolunu kaybetmiş sürekli irtifa kaybeden bir uçak düşününüz. Pilotlar seferber olmuş, düşüşü durdurmaya çalışıyorlar. Bu arada yardımcı pilot eline bir parça kağıt ve biraz seloteyp alıp altimetre cihazının üzerini kapatıyor, böylece artık ne kadar hızla düştüklerini görmüyorlar ve kısa bir süre için huzura kavuşuyorlar. Sürekli huzurdan (!) önceki birkaç dakika.

Lütfen size durumunuzu gösteren göstergeleri örtmeyiniz, kırmayınız ya da aşağılamayınız, onlar bizim en kıymetli yol göstericilerimizdir. Hatta mümkünse -gösterge yanlışlıklarından korunabilmek için- yanlarına ikinci, üçüncü göstergeleri de koyunuz. Mesela şimdi aynı deneyi tekrarlayıp bu defa da S.Hawking-M.Gürses ikilisini davet edin.

Hatta -şimdi aklıma geldi- bunu sürekli bir izleme sistemine dönüştürüp citation index yerine kullanmak üzere her ay benzer bir ikiliyi “davet” edelim. (Bunu diğer gelişmiş ülkeler yapamazlar, çünkü bilim adamlarıyla eşleştirecek sayıda “diğer”lerinden bulamazlar).

Peki n’oluyor da böyle oluyor?

Sorun çözme araçları içine tarafımızdan katıldığına kuşku olmayan bir araç var: “bir soruna daha büyük sorunla çözüm önerme” yöntemi. Örneğin, “tinerci çocuklar” sorunu için önerilen çözümlerden birisi, “ailelerin çocuklarına sahip çıkması“dır. Halbuki, ailelerin çocuklarına sahip çık(a)mayışları, tinerci çocuklar da dahil birçok sorunu üreten daha büyük bir sorun kümesidir.

Ciddi görüntülü birçok yetkili bu tür sorunları “anlıyormuş gibi” yapmak amacıyla bu yöntemi kullanırlar.

Trafik kazaları önemli bir sorundur. Bunun için vatandaşın kurallara uyması gerekir“, “enflasyon haksız bir vergidir. Bu nedenle mutlaka düşürülmesi gerekir” gibisinden.

Beş parmak bir olamaz ama..

Toplum bileşimi içinde tüm bireylerin zeki, bilgili, ahlaklı ve ruh sağlığı yerinde olmasını beklemek bir hayaldir. Ama, bu tür az sayıda kişinin bulunacağını ve özellikle de onların sağlam bir kültür tabanı oluşturarak toplumun geri kalanı için özgür ama istismar edilemeyecek bir yaşam alanı oluşturmalarını ummak da en doğal beklenti sayılmak gerekmez mi?

Bu kişiler toplumun çeşitli ilgi alanları içinde kuşkusuz vardır. Ama bu kesimlerden birisi vardır ki o, bu sihirli gelişim sürecinin anahtarı demek olan “elit ağları”nın önderliğini yapacak olan “seçkin bilim insanları ağı” olmalıdır (http://www.tinaztitiz.com/yazi.php?id=457).

Birbirine akademik ünvan dağıta dağıta “elit” niteliğini çoktan yitirmiş, aydınlanmanın biricik aracı olan akıl-sezgi etkileşim sarmalını ıskalamış bulunan toplum kesimimiz, içinde var olan elitlerini bir ağ içinde dayanışma içine sokamadıkça, bu eksiğin sonsuz sayıdaki sonucuna katlanmak zorunda kalacaktır.

$50,000 karşılığında, incileri dinlenmek üzere konferansına gidilen futbolcular bugün şarkıcılarla yer değiştirmiştir. Bu süreçte en ufak günahı bulunmayan kişiler bu konferansları vermek üzere “davet edilen” kişilerdir. Kimi davet etseniz -haklı olarak- kendinde bir şeyler vehmedecektir.

Sorunu bu kişilere indirgelemek, kültürel yozlaşmadan sürekli yakınmak kişisel rahatlama sağlayabilir, ama süreci tersine çeviremez.

Beğenmeyen kim varsa düzgün insanlardan ağlar oluşturmalıdır

Rüşvet vermeyen iş sahibi, rüşvet almayan görevli, kopya çekmeyen öğrenci, sınavda gözetim yapmayan ya da ezber yaptırmayan öğretmen, yetkilerini seçim bölgesine aktarmayan bakan, trafik kurallarını çiğnemeyen sürücü, hayvanlara eziyeti önlemek isteyen hayvansayar ya da velileri ile sözleşme yapabilen okullar ve de benzer elit tavırlı kişi ve kurumlar.

Her kim ki gidişattan memnun değildir, kendi gibilerini arayıp bulup aralarında birer dayanışma ağı kurabilmelidirler.

Bunu yapmak yerine, ağ oluşturabilecek kişi ve kurumların kusurunu aramakla meşgul olanlardan ibaret toplumlar ise şimdi mezarlıklardadır.

Salı, Mayıs 2, 2006

Yorum Gönder