BİRŞEYYAPMAK İSTEYENLER ÖNCE BİRŞEY YAPMAMAYI BİLMELİ

 

 

“Yapabilmek” daima üstün değerlerin başında yer almış, bir şeyler yapan insanlar hemen her zaman ve her toplumda övülmüşlerdir. Bunun olası bir nedeni herhalde konuşanların yapanlardan daha fazla, bir diğeri de yapmanın söylemekten daha güç olmasıdır. “Yapmakla söylemek arasında deniz vardır” diyen Latin atasözü, bu farka işaret ediyor.

Bir şey yapmaktan, becerikli olarak ünlenmekten hoşlanmayan bir insanın varlığı düşünülemez. Ancak, yukarıdan beri sözünü ettiğim yapmak fiilleri, doğru işleri yapmak şeklinde anlaşılmalıdır. Sapıklar, kötü niyetliler ve ahmaklar dışında hiç kimse yanlış işler yapmak yolunda bir eğilim içinde değildir. Normal insanlar doğru işleri yaparak tatmin olmak isterler.

Peki insanların bu derece hoşlandığı yapma eylemini engelleyen nedenler acaba nelerdir? Herhalde öyle etkenler vardır ki, onların bu şiddetli isteklerinin gerçekleşmesine imkan tanımamaktadır.

Tabii ki vardır. Hem de çoktur. Bunların en bilineni de “yapabilme imkanı”dır. Bir insan ne kadar yetenekli olursa olsun, bir işin yapılması için gerekli imkâna sahip değilse o işi yapamaz.

Yapabilmeyi engelleyen ikinci neden, o işin gerektirdiği becerilere sahip olmamaktır.

Bir diğer neden, işin nasıl yapılacağını –know-how– bilmemek olabilir.

Yapılacak işten zarar görecek olan ya da zarar göreceğini sanan kişilerin tutumları da “yapma”yı engelleyebilir.

Yanlış plân yapmak, doğru zamanlayamamak, umulmayan gelişimlere karşı doğru kararlar verememek, doğru takım kuramamak ve bunlar gibi onlarca neden daha bir işin yapılmasını engelleyebilir.

Ama dikkat edilirse, bunların hiçbiri aşılamaz engeller değildir. “Yapmak” yönündeki eğilim güçlü ise bunlar tek tek aşılabilir. Birazı sanat, birazı da öğrenilebilir bir beceri olan bu uğraşa “yönetim” diyoruz.

“Yapma”yı  engelleyen bu aşılabilir nedenlerden başka bir tanesi vardır ki, işte onunla baş edebilmek çok güçtür ve denilebilir ki “yapmak” istemlerinin çoğunun -eğer hepsi değilse- yerine gelmeyişinin sebebi odur.

O da, bir işi yapabilmek için gereken imkânların (zaman, akıl, para vs), bir başka işe tahsis edilmiş olmasıdır.

Yani, “doğru bir işin yapımını engelleyen en önemli neden”, “bir başka işin yapımı”dır. “Yapmak”, bir başka “yapmak” tarafından engellenmektedir.

Aile, şirket ve kamu yönetiminde yapılamayan her ne varsa, başlıca sebebi bir başka şeyin yapılmakta oluşudur.

Onun için çok şey yapan, sürekli hareket halinde olan, çalışkan olan insanlara dikkat edilmelidir.

Her yapılan, bir yapıl(a)mayanın kaynaklarını kullanır.

Bu nedenle doğru işler “yapmak” isteyen herkesin ilk yapması gereken, bir şey yapmamayı öğrenmesidir.

10 Ocak 2002

2 Yorumlar

  1. Tınaz bey merhaba,

    “Her yapılan, bir yapıl(a)mayanın kaynaklarını kullanır” vurgunuza bireysel kararlarda _ en azından kendi adıma_ gönülden katılıyorum.

    Ancak, kurumsal ve toplumsal boyutlarda “yapılan”, “yapılması gereken” ve “yapıl(a)mayan”lar karışabiliyor. Sanırım bu da birden çok insana ait kararlarda “ortak aklı” kullanamamaları gibi bir süreci işaret ediyor. İstekli ve istikrarlı katılımcılar olmayınca, “ortak akıl” diye başlatıldığı sanılan süreç, “birinin aklı ve sorumluluğuna” geri dönebiliyor.

    İşte bu durumda ne yapılabilir?

    Saygı ve sevgilerimle,

    A.Şükran Demiralp

    1. Şükran hanım, biraz(!) geciken cevap için özür.
      Sözünü ettiğiniz kurumsal ya da topluluğu ilgilendiren konularda da kural aynı: Bir şeye hemen “yapışmamak”!
      İnsan -alışkanlıklar nedeniyle olabilir- bir amaç veya sorun* ile karşı karşıya olduğunda, bir şey yapmadan geçen sürelerde kendisini boşlukta hissedebiliyor ve bu nedenle de ilk aklına gelen çözüme sarılabiliyor. Yazıda, bu “çabuk yapışma” huyundan vazgeçilebildiği ölçüde kararların -o durum için- doğruya yaklaşabildiği işleniyor. Selamlar

      (*) Sorun terimiyle, istenmeyen ya da istenen ama karşısında engeller bulunan durumlar kastediliyor. Buna göre “amaç”lar da sorun kategorisi içinde düşünülmeli.

Yorum Gönder