BÜYÜCÜLER VE SİSTEM TIKANMASI!

BÜYÜCÜLER VE SİSTEM TIKANMASI!

Olayları “açıklayabilmek”, herhalde insanlık tarihi kadar eskidir. İnsanoğlunun başına gelen irili ufaklı her kaza bela, onun açıklama dürtüsünü harekete geçirmiş, başlangıçta kalıplara sonra da nedenlere dayalı bir düşünce biçimi böylece gelişmiştir. Denilebilir ki, bilimin iki temel kaynağı insanların başına gelen istenmeyen olaylar ve onun, bu olayları açıklayabilme merakıdır.

Başlangıçta çok pratik bir yol bulup, her olayın o olay grubuyla ilgili Tanrı tarafından meydana getirildiğini düşünen insan, giderek başka “açıklama araçları” bulmak gerektiğini idrak etmiştir. İşte medeni toplumların “sorunları açıklama ve çözme kültürleri” bu yolla gelişmiştir.

Ancak bu dağarcıktaki birikim insanlık ailesinin tüm bireyleri tarafından paylaşılmamakta, bir bölüm toplum bu dağarcığa ne bir şey eklemekte ve ne de birikimden yararlanmaktadır.

Dünya’nın çeşitli yerlerindeki bir çok ilkel toplum, zelzelenin, koleranın ya da kıtlığın kötü ruhların eseri olduğuna inanmakta, büyücüleri kanalıyla onları lanetleyerek sorunu çözmeye çalışmaktadırlar.

Çoğumuza pek anlamsız hatta komik görünen büyücü, o toplumlar için su ve hava kadar gereklidir. İnsanlar su ve havasız yaşayabilirler -ki İstanbul’da bu deney yapılmış ve olabildiği görülmüştür- ama olayları açıklayamadan yaşayamaz. Nitekim “çılgınlık” denilen olgunun, olayları kendi kendine açıklayamamanın sonucunda doğan bir “özel uyum durumu” olduğunu biliyoruz.

Büyücüler, insanları rahatsız eden her ne varsa onları açıklayarak ve ardından da bir çözüm uygulayarak -ki önemli olan birinci safhadır- onları rahatlatırlar. Aynen bilimde olduğu gibi onlar da çeşitli açıklama kategorileri geliştirirler ve zamanla hangi kaza belanın hangi açıklama kategorisine girdiğini şıp diye söylerler. Kendilerine duyulan güven de bu “kendilerine duydukları güvenden” kaynaklanır. (Nitekim bugün de bilim bir çeşit büyücülük yapmakta, bir kısım bilim insanı da ikna edici konuşmalarıyla kaza belayı açıklamaktadır!)

Büyücünün ana işlevlerinden birisi bu noktadan sonra ortaya çıkmaktadır. Bazı durumlarda ortaya çıkan sorunlar, mevcut açıklama kategorilerinin hiç birisince açıklanamamakta, insanlar telaşa kapılarak büyücüyü görevden almak hatta yargılamak gibi yollara tevessül etmektedirler.

İşte, yetenekli büyücüler bu gibi durumlarda kendilerini hemen göstermekte, anında geliştirdiği yeni bir “açıklama kategorisi” yardımıyla olayı açıklayıp kendisine umut bağlamış kişileri çıldırmaktan korumaktadırlar.

Örneğin, bir kadını (veya erkeği) dört keçi karşılığında alarak yaşamını rahatça sürdüren insanlar bir sabah kalkıp da artık dört keçinin yeterli olmadığını görünce bu yüksek enflasyon karşısında derhal büyücüye başvurmakta ve ikna olmak istemekteydiler.

İyi büyücüler bu gibi durumlarda derhal kafasını işletmekte ve yeni bir açıklama kategorisi yaratarak, “saygıdeğer kabile mensupları, bu durum aslında çok iyi bir durumdur, daha da kötü olabilirdi, dolayısıyla nankörlük etmeyin” gibi fevkalade ikna edici bir açıklama yapmaktaydılar.

Ancak kabile toplumu da olsa oralarda da kafası işleyen bir takım kimseler bulunmakta ve bu palavraları yutmadığı için itiraz etmekteydiler. İşte bu gibi durumlarda büyücünün prestijinin tehlikeye düşmesi riski doğduğu için büyücüler fevkalade şiddetli tepkiler gösterirler, bağırır çağırır, itiraz sahibine hakaretler ederlerdi. Hatta bazı büyücülerin daha da ileri gidip itiraz sahibini bizzat cezalardırdığı da görülmüştür. Bütün bunlardan görüldüğü gibi, büyücülük çok kritik bir kamu görevidir.

Büyücülüğün evrimle gelişerek bilim halini alması, bir anlamda açıklama araçlarının gelişmesi, ama ondan da önemlisi tüm büyücülerin aynı araçları kullanmaları ve de her büyücünün aklına geldiği, tebasına yedirebildiği araçları icat edememesi geleneğinden kaynaklanmaktadır. Her büyücü, kullandığı açıklama aracının sertifikasını -her sorulduğu zaman- ibraz etmek zorundadır. Oyunun temel kuralı budur.

Ülkemiz bir kabile toplumu değildir. Medeniyet skalasındaki yerini göstebilecek “doğrudan ölçme cihazları” da henüz yapılmadığı için tam yerini bilemiyoruz.

Ama dolaylı bazı göstergelere bakarak, büyücülükten bilime ne denli geçtiğimizi belirleyebiliriz. Madem ki büyücülüğün temel göstergesi, “tutarlılık kaygusu olmadan yerine göre açıklama icad etmek” tir, buna göre kolay kolay hiç bir kabilenin büyücüsü bizimle başa çıkamaz.

Ülkemiz sorunlarının çoğalması ve idarelerin bunları çözmede yetersiz kalışları, açıklanması gereken bir durumdur. Ama bu açıklamanın, büyücününki gibi değil biliminki gibi olmalıdır.

“Sistem tıkanmıştır, dolayısıyla sorunlarımız çözülemiyor” gibisinden bir büyücü açıklaması günümüzün yeni modasıdır.

“Sistem tıkanması” diye bir deyim bilimde var mıdır? Tıkanma ne demektir? Bu bir kanalizasyon borusudur da o mu tıkanmıştır? Bu “açıklama”ları hangi büyücüler icad etmektedirler?

TV’lerdeki tartışma programlarında sürekli olarak yeni “açıklama kategorileri” izliyoruz. Bunlar yetmezse “bağırma çağırma, hakaret etme hatta üzerine yürüme gibi “açıklama destekleyici önlemler” yer almaktadır. İşin ilginç yanı, bu yeni kategorilerin önemli bir bölümünün, bilim adına icad edilmesidir ve işte üzülmemiz gereken nokta budur.

Pazar, 8 Ocak 1995

Yorum Gönder